Küresel ekonomide taşların yerinden oynadığı, jeopolitik gerilimlerin ve ticaret yolları üzerindeki baskıların arttığı bir dönemde, dünya genelindeki merkez bankalarının rezerv yönetim stratejileri netleşmeye başladı. Dünya Altın Konseyi (WGC) tarafından gerçekleştirilen yıllık araştırma, finans dünyasının en muhafazakar aktörleri olan merkez bankalarının “güvenli liman” altına olan ilgisinin sarsılmadığını ortaya koydu. 5 Şubat ile 19 Mayıs tarihleri arasında düzenlenen ve 74 merkez bankasının katılım sağladığı dev anket, altın fiyatlarının geleceğine dair de çok güçlü sinyaller barındırıyor.
Orta Doğu Gerilimi Ve Hürmüz Boğazı Denklemi
Ankete verilen yanıtların büyük bir kısmı, şubat ayının sonlarında patlak veren ve enerji piyasalarını sarsan Orta Doğu çatışmasının hemen ardından geldi. Yaşanan bu sıcak gerilim petrol fiyatlarında ani bir sıçramaya yol açarken, altın fiyatlarında ilk etapta teknik bir düzeltmeyi beraberinde getirmişti. Ancak rüzgar hafta sonu tersine döndü.
Amerika Birleşik Devletleri ile İran arasında, aralarındaki gerilimi sonlandırma ve küresel ticaretin can damarı olan Hürmüz Boğazı’nı yeniden ulaşıma açma konusunda sağlanan tarihi mutabakat, piyasalara anında yansıdı. Haftanın ilk işlem gününde altın fiyatlarında yaşanan %3‘lük ani yükseliş, fiziki altına olan talebin ne kadar dinamik olduğunu bir kez daha kanıtladı.
Dünya Altın Konseyi Merkez Bankaları Sektör Başkanı Shaokai Fan, konuya ilişkin yaptığı değerlendirmede, merkez bankalarının fiziki altına olan uzun vadeli bakış açısının son derece net olduğunu belirtti. Fan, kısa vadeli fiyat dalgalanmalarının veya dönemsel düşüşlerin, merkez bankalarının stratejik rezerv planlamalarını etkilemediğini vurguladı.
Altın Sahipliğinde Tarihi Zirve Görüldü
Yayımlanan son rapor, dünya genelindeki merkez bankalarının neredeyse tamamının portföyünde altın bulundurduğunu gösteriyor. Araştırmaya katılan kurumların tam %93‘ü halihazırda altın sahibi olduğunu beyan etti. Bu oran, sadece bir yıl önce %81 seviyesinde bulunuyordu. Aradaki bu devasa artış, küresel finansal sistemdeki güvensizlik ortamının kurumsal düzeyde nasıl bir koruma kalkanı yarattığını tescilliyor.
Önümüzdeki dönemde rezervlerin nasıl şekilleneceğine dair soruya ise bankaların %54‘lük ezici bir çoğunluğu “değişmeyecek” yanıtını verdi. Rezervlerini azaltmayı düşünenlerin oranı ise yalnızca %1$ seviyesinde kaldı. Bu tablo, merkez bankalarının mevcut yüksek altın stoklarını koruma konusunda tam bir mutabakat içinde olduğunu gösteriyor.
Kriz Dönemlerinin Değişmeyen Tek Güvenli Limanı
Araştırmanın en çarpıcı sonuçlarından biri de merkez bankalarını altın almaya iten temel motivasyonlar oldu. Ankete katılanların rekor bir oranla %90‘ı, altının özellikle kriz dönemlerinde sergilediği yüksek performansı birinci gerekçe olarak gösterdi. Bununla birlikte;
- Uzun Vadeli Değer Deposu: Enflasyonist baskılara karşı paranın satın alma gücünü koruması,
- Portföy Çeşitlendirmesi: Finansal riskleri farklı varlık sınıflarına dağıtma ihtiyacı,
- Jeopolitik Risk Kalkanı: Gelişmekte olan ve yükselen ekonomilerdeki merkez bankalarının
%85‘i, altını jeopolitik gerilimlerden korunmak amacıyla birinci enstrüman olarak görüyor.
2026 Yılında Altın Piyasasını Neler Bekliyor
Bağımsız danışmanlık şirketi Metals Focus tarafından yapılan projeksiyonlar da merkez bankası talebinin piyasayı desteklemeye devam edeceğini doğruluyor. Kuruluşun analizine göre, merkez bankalarının altın alım talebi 2026 yılında tonaj bazında yıllık %15 oranında bir yavaşlama gösterebilir.
Ancak analistler, bu yavaşlamaya rağmen alım miktarlarının 2022 yılı öncesindeki ortalamaların oldukça üzerinde kalacağını öngörüyor. Bu durum, altın fiyatlarında yaşanabilecek olası geri çekilmelerde merkez bankalarının kurumsal alımlarla piyasaya sürekli ve güçlü bir taban desteği sağlayacağı anlamına geliyor.
