Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Cihan Unuak
Cihan Unuak

İnegöl’de Meclisin Alt Katı Başka, Üst Katı Başka!

İnegöl Belediye Meclisi’ni uzun zamandır takip ederim.

Öyle uzaktan, duyduklarımla ya da birilerinin anlattıklarıyla değil. Bizzat o salonda bulunarak, konuşulanları dinleyerek, tartışmaları izleyerek…

Kim ne söylemiş, kim neye itiraz etmiş, hangi maddeye neden şerh konulmuş, kim hangi konuda sessiz kalmış… Mesleğimiz gereği bunları takip etmek bizim işimiz.

Ancak uzun zamandır o salonda dikkatimi çeken, zaman zaman da kendi kendime sorguladığım başka bir mesele var.

Ne diyecek diye sorarsınız İnegöl Belediye Meclis Salonu’nda sanki iki ayrı meclis toplanıyor!

Salonu bilenler hatırlayacaktır.

Alt bölümde seçilmiş belediye meclis üyeleri oturur. Üst tarafta ise seyirci bölümü vardır. Burada belediye başkan yardımcılarını, daire müdürlerini, basın mensuplarını, zaman zaman da ödüllendirilecek sporcuları ve öğrencileri görürsünüz.

Alt tarafta gündem maddeleri görüşülür, önergeler değerlendirilir, eleştiriler yapılır, cevaplar verilir.

Üst tarafta mı?

İşte orası biraz karışık!

Çünkü alt katta resmi belediye meclisi çalışırken, üst katta da kendine özgü bir “yorum meclisi” faaliyet gösteriyor.

Uzun zamandır gözlemlediğim bir durum bu.

Elbette üst bölümde oturan herkes için aynı şeyi söylemek haksızlık olur. Görevini ciddiyetle yerine getiren, görüşmeleri dikkatle takip eden, notlarını alan bürokratlar da var.

Ama bazıları var ki…

Meclis üyesi konuşmaya başladığında kendi aralarında yorumlar, fısıldaşmalar, küçümseyici ifadeler eksik olmuyor.

Bazen bir meclis üyesi için yeşil renkli bir sebzenin adı anılıyor. Bazen, “Hah, yine konuşmaya başladı!” deniliyor. Bazen de işin ölçüsü iyice kaçıyor.

Evet, yanlış okumadınız.

Burası bir kahvehane değil. Bir arkadaş toplantısı hiç değil.

Burası İnegöl Belediye Meclisi!

Ve o sözlerin muhatabı, vatandaşın oyuyla seçilmiş bir belediye meclis üyesi.

Şimdi soruyorum.

Seçilmiş meclis üyelerinin çalışmalarını takip etmek, sorumluluğunuzdaki konularda gerektiğinde bilgi vermek için mi?

Yoksa hangi meclis üyesinin ne söylediğine göre kendi aranızda not verip, alaycı yorumlar yapmak için mi?

Bir belediye meclis üyesinin düşüncesini beğenmeyebilirsiniz.

Eleştirisini yersiz bulabilirsiniz.

Hatta söylediği her cümleye karşı çıkabilirsiniz.

Bunların hepsi mümkün.

Ama unutmamak gerekir ki seçilmiş bir meclis üyesi, o koltukta kendi adına değil, kendisine oy veren vatandaşlar adına oturuyor.

Dolayısıyla ona gösterilen saygı, aynı zamanda temsil ettiği iradeye gösterilen saygıdır.

Gelelim Ekim Ayının İkinci Oturumuna

Geçtiğimiz günlerde gerçekleştirilen İnegöl Belediye Meclisi Ekim ayı ikinci oturumunda yaşanan bir gelişme, uzun zamandır gözlemlediğim bu tabloyu yeniden düşünmeme neden oldu.

Saadet Partisi İnegöl Belediye Meclis Üyesi Özgür Öztürk meclisin sonlarına doğru söz aldı.

Bir daire müdürünün üslubunu eleştirdi.

Öztürk’ün sözleri dikkat çekiciydi:

“Muhalefet partileri olarak görevimiz meclise gelen bütün maddelerle ilgili bazen objektif bazen subjektif değerlendirmeler yapıyoruz. Az önce performans görüşülürken bizim şerhimiz üzerinden ilgili müdürlük üşenmeyip, araştırıp bir sunum hazırlayarak dakikalarca bize cevap verdi. Grup sözcümüz subjektif cevap verebilir ama bir müdürün bu şekilde yanlı gözükerek tırnak içinde hoş değil.”

Aslında Öztürk’ün bu sözleri üzerinde durulması gereken önemli bir noktaya işaret ediyor.

Bir daire müdürünün meclise bilgi vermesi kadar doğal bir şey olamaz.

Bunda yanlış bir taraf yok.

Ancak burada ince bir çizgi var.

Bilgi vermek başka, siyasi tartışmanın tarafı gibi görünmek başka.

Belediye meclisinde siyasi tartışmayı seçilmiş üyeler yapar. Bürokrat ise kurumunu ve yaptığı işi temsil eder.

Muhalefetin eleştirisine rakamlarla, belgelerle, somut bilgilerle cevap vermek başka siyasi bir grubun sözcüsü gibi davranıldığı izlenimini oluşturmak başka.

Bu ayrımı korumak, her şeyden önce bürokratın kendi kurumsal saygınlığı açısından önemlidir.

Ama benim asıl üzerinde durduğum mesele, tek bir müdürün mecliste yaptığı sunum değil.

Uzun zamandır üst bölümde işittiğim tavırlar.

Çünkü meclis salonunda yalnızca kürsüde konuşanların üslubu önemli değildir.

O konuşmaları dinleyenlerin tavrı da önemlidir.

Sandıktan Çıkanla, Atamayla Gelenin Rolü Karışmamalı!

Bir belediye meclis üyesi yanlış konuşabilir.

Eksik bilgiyle soru sorabilir.

Aynı konuyu defalarca gündeme getirebilir.

Siyasi bir değerlendirmede bulunabilir.

Bütün bunlar eleştirilebilir.

Daha da önemlisi, belediye bürokrasisi yalnızca belediye başkanına veya mecliste çoğunluğu elinde bulunduran siyasi gruba değil, kamu hizmetine karşı sorumludur.

Bugün çoğunlukta olan siyasi parti yarın muhalefette olabilir.

Bugün muhalefet sıralarında oturanlar yarın belediyeyi yönetebilir.

Ama belediyenin kurumsal hafızası ve kamu hizmetinin devamlılığı esas olmalıdır.

Bu nedenle bürokratın siyasi tartışmalar karşısında koruması gereken mesafe, kişisel bir tercih değil, görev anlayışının bir parçasıdır.

Bir başka husus da şu:

Üst bölümde yapılan konuşmaların aşağıdan duyulmadığını sananlar olabilir.

Oysa duyuluyor.

Hem de gayet net!

Belki alt tarafta gündem maddesine odaklanan meclis üyeleri fark etmiyor.

Belki belediye başkanının kulağına gitmiyor.

Ama o salonda yalnızca meclis üyeleri ve bürokratlar bulunmuyor.

Gazeteciler de var.

Ve gazeteciler yalnızca mikrofonla yapılan konuşmaları dinlemez.

Bazen mikrofon kapalıyken söylenenler, açıkken söylenenlerden daha fazla şey anlatır.

Son sözüm üst kattakilere…

Bu yazıyı bütün daire müdürlerini aynı kefeye koymak için kaleme almadım.

Kimin görevini ciddiyetle yaptığını, kimin meclisi saygıyla takip ettiğini de görüyoruz.

Ancak bazı alışkanlıkların artık sorgulanması gerekiyor.

Meclis üyelerini beğenmek zorunda değilsiniz.

Ama o salonun ciddiyetine uygun davranmak zorundasınız.

Çünkü alt tarafta konuşan insanlar, İnegöl halkının oylarıyla oraya geldi.

Üst tarafta oturanlar ise kamu görevi yürütüyor.

İkisinin de sorumluluğu var ama rolleri farklı.

Özgür Öztürk’ün son oturumdaki çıkışı, bana uzun zamandır dikkatimi çeken bu meseleyi yeniden hatırlattı.

Belki de artık üst bölümde oturan bazı isimlerin kendilerine şu soruyu sorması gerekiyor:

“Biz burada meclisi takip etmeye mi geldik, meclis üyelerini çekiştirmeye mi?”

Burası belediye meclisi.

Ne mahalle kahvesi ne de kapalı kapılar ardında yapılan bir sohbet.

Söylenen her sözün bir ağırlığı, oturulan her koltuğun bir sorumluluğu var.

Unutmayın…

Meclisin üst katında oturmak, kimseye alt kattakilere tepeden bakma hakkı vermez.