Bir belediye başkanını düşünün.
Seçim meydanlarında halka “önce siz” diyor, ama koltuğa oturduğunda ilk işi kendi yakınlarını işe almak oluyor.
Halkın vergileriyle yapılan projeler, aslında kendi çevresine çıkar sağlamak için kullanılıyor.
İnsan burada sadece oy veren bir rakam, bir basamak olmuş oluyor.
Politik çıkar ilişkilerinde insanın değeri, çoğu zaman sandık günüyle sınırlı kalıyor.
Köprüyü geçesiye kadar da diyebiliriz.
Bu hikâye, siyasetin en acı yüzünü gösteriyor.
Bir iş arkadaşınızı düşünün.
Size “projede birlikte çalışalım” der, ama aslında tüm yükü sizin sırtınıza bırakır.
Sunum günü geldiğinde ise patronun karşısına sizin emeğinizle çıkar, övgüyü kendisi toplar.
Bu, gündelik hayatta menfaatin en görünür hâlidir.
İnsanı merdiven yapmak, emeğini harcamak, sonra da kendi çıkarına dönüştürmek.
Kullanılmak, en yakın çevrede bile insanın içini acıtır.
Politik çıkar ile gündelik çıkar arasında büyük bir fark yoktur.
İkisi de insanı araçlaştırır.
Birinde toplumun geleceği, diğerinde bireyin emeği harcanır.
Menfaat düzeni, zincirleri görünmez hale getirir ama insanın içindeki yarayı derinleştirir.
Oysa insan, kullanılacak bir nesne değil; değer verilecek bir varlıktır.
Siz siz olun insan kullanmayın.
Yoksa terazi şaşabilir.
