Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Reklam
Sinan Unuak
Sinan Unuak

Kim Haklı? Bakanlık mı Pideci mi Yoksa Siyasi Nezaket mi?

Gıda güvenliği, şakasının olmayacağı, doğrudan toplum sağlığı ve kamusal güvenle kesişen en kritik çizgimizdir.

Ancak son günlerde İnegöl’de yaşananlar, sadece bir pide salonunun harcındaki et meselesini aşarak, devlet kurumlarının otoriteleri ile siyasetin duruşu arasındaki o hassas dengeyi yeniden tartışmaya açtı.

Her şey, Tarım ve Orman Bakanlığı’nın kamuoyuna açıkladığı o malum “Taklit ve Tağşiş Listesi” ile başladı. Denetim ekiplerince İnegöl’deki iki ayrı işletmeden alınan numunelerde, kıymada dana eti yerine tavuk eti tespit edilmiş ve bu durum devletin resmi kanalından ilan edilmişti.

Buraya kadar her şey prosedüre uygundu. Ancak olayın fitili, karardan hemen sonra ateşlendi.

İşletme yetkilileri alelacele yaptıkları basın açıklamasında durumun bir hile değil, “bulaş” olduğunu savundular. İddiaya göre, eti aldıkları kasabın kullandığı bıçak veya kıyma makinesi nedeniyle tavuk eti dana etine karışmıştı.

İnegöl sokakları bir anda ikiye bölündü:

“Gözümle Görmeden İnanmam” Diyenler.

Yıllardır gittiği mekâna duyduğu aidiyet ve güvenle Bakanlık tespitine şüpheyle yaklaşanlar, hatta işletmeyi hararetle savunanlar…

“Kurallara Uymayan Cezasını Çeksin” Diyenler.

Tüketici hakkının ve halk sağlığının her türlü esnaflık ilişkisinin üzerinde olduğunu, denetimlerin daha da sıklaşması gerektiğini haykıranlar…

Tam “Konu yargıya mı taşınır, esnaf kendini nasıl aklamaya çalışır?” derken, sahneye İnegöl Belediye Başkanı Sayın Alper Taban çıktı.

Bakanlığın tağşiş listesinde ilan ettiği, kamuoyunda tartışmaları devam eden o işletmeyi Sayın Alper Taban’ın ziyaret etmesi ve bu ziyaretten yansıyan fotoğraf kareleri, İnegöl sınırlarını aşarak ulusal basının manşetlerine taşındı: “AK Partili Başkandan O İşletmeye Ziyaret…”

İşte dananın (ya da tavuğun) kuyruğu tam da burada koptu.

Bir yanda gıda denetimi konusunda devletin tek ve en yetkili otoritesi olan Tarım ve Orman Bakanlığı…

Diğer yanda ise Bakanlığın tespitini ve itibarını adeta görmezden gelircesine, o işletmenin kapısını çalan ve kamuoyunda “ödül gibi ziyaret” olarak nitelendirilen bir Belediye Başkanı…

Sormadan edemiyoruz:

Yarın aynı belediyenin Zabıta ekipleri başka bir fırını, kasabı veya lokantayı denetlediğinde ve ceza kestiğinde, o esnaf Sayın Başkan’ın bu fotoğrafını önüne koymayacak mı?

Belediye zabıtasının kestiği cezaların caydırıcılığı ve inandırıcılığı bu ziyaretle birlikte zedelenmiş olmadı mı?

Vatandaş “Artık kime güveneceğiz?” diye sorduğunda verilecek samimi bir cevap kaldı mı?

İnegöl basınının bir kısmının gözünden kaçan veya görmezden geldiği bu fotoğraf karesi, ulusal medyaya düşünce mesele yerel bir “esnaf ziyareti” olmaktan çıkıp, kamu yönetiminde ilkesellik tartışmasına dönüştü.

İşletmenin “bulaş” savunması doğru veya yanlış olabilir; bunun hukuki ve teknik muhatabı bakanlıktır, analiz laboratuvarlarıdır. Ancak devletin bir yetkilisi listeyi yayınlamışken, yereldeki bir diğer mülki/yerel yöneticinin o işletmeye desteğini fotoğrafla tescillemesi, devlet kurumlarının kendi içindeki çelişkisini gözler önüne serer.

Eğer Bakanlığın tespiti doğruysa; yapılan ziyaret halk sağlığını hiçe sayan bir anlayışın meşrulaştırılmasıdır.

Eğer işletmenin iddiası doğruysa ve Bakanlık hatalıysa; bu durum resmi yollardan düzeltilmeli, kamuoyu öyle bilgilendirilmelidir.

İki durumun ortasında kalan ise ne yazık ki yine ne yediğini bilmeyen, kime güveneceğini şaşıran sade vatandaş olmuştur.

Bundan sonraki süreçte Tarım ve Orman Bakanlığı’nın kararlarının ne kadar dikkate alınacağını, yerel denetimlerin ne derece ciddiye çekileceğini hep birlikte izleyip göreceğiz.

Ancak şu bir gerçek ki; gıda güvenliği siyasete de, esnaf kollamacılığına da kurban edilemeyecek kadar hayati bir meseledir.

Raporlara yansıyan detaylara göre; listede yer alan pidecinin dana etine tavuk eti karıştırdığı bakanlık analiziyle kesinleşmiş durumda. Ancak süreçte en az tağşişin kendisi kadar tehlikeli bir algı çalışmasına şahit oluyoruz.

İşletme sahibi, raporda geçen “%1” ifadesini cımbızlayarak, sanki üründe sadece “%1 oranında, yani eser miktarda/bulaş yoluyla” tavuk eti varmış izlenimi yaratmaya çalıştı.

Oysa ki raporda yazan %1 ifadesinin, etin içindeki tavuk miktarıyla hiçbir ilgisi yok!

İşin teknik gerçeği şudur:

Laboratuvar Nasıl Çalışır? Bakanlık analizleri yaparken hayvan türlerine özgü DNA izlerini belirleyen Real-Time PCR yöntemini kullanır.

Bu yöntemin sonucu, kırmızı ete ne kadar tavuk eti karıştırıldığını oransal/gramaj olarak vermez; doğrudan varlığını tespit eder.

Rapordaki %1 Ne Anlama Geliyor?

Raporda yer alan %1 rakamı, analiz kitinin güvenilirlik sınırını (hassasiyetini) gösterir. Üretici firma der ki: “Eğer kırmızı etin içinde tavuk eti %1’in altındaysa güvenilir biçimde test edilemez; ancak bu oran %1’in üzerindeyse %100 güvenilir şekilde analiz edilebilir.”

Özetle; Rapordaki %1 rakamı kırmızı etin içindeki tavuk eti miktarını göstermiyor. Ürüne %1’in üzerinde tavuk eti karıştırıldığını ve testin bunu kesin olarak yakaladığını söylüyor.

Bulaş ve “yüzde 1” söylemleri üzerinden yürütülen bu bilgi kirliliği, ne yazık ki halk sağlığı gerçeğini değiştirmeye yetmiyor.