Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Namaz Vakitleri Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir

Bakan Fidan: “İran’da askeri müdahaleye karşıyız”

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “İran bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan

Dışişleri Bakanı Hakan Fidan, “İran bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran’da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz. Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız” dedi.

Dışişleri Bakanı Fidan, medya temsilcileriyle bir araya geldiği değerlendirme toplantısında, uluslararası sistemin 2025’teki görünümüne ve Türk dış politikasının temel önceliklerine ilişkin açıklamalarda bulundu. Bakan Fidan, daha sonra medya temsilcilerinin sorularını yanıtladı.

Bakan Fidan, “Bizim baştan beri önem verdiğimiz konu bölgesel istikrar ve güvenlik. Yani bölgemizde geçmişten tevarüs ettiğimiz, evrilerek gelen çok sayıda sorunlar var. Yani bunlardan biri de İran’ın uzun yıllar maruz kaldığı yaptırımlar biliyorsunuz ve bölgedeki birtakım politik uyumsuzluklar. Şimdi biz tabii İran’ın komşusu olarak, dostu olarak müteaddit defalar samimi bir şekilde görüşlerimizi çok net olarak paylaşıyoruz. Yani bizim sınır komşumuz, yüzyıllara dayanan değişmeyen bir sınırımız var ve iki halk birbirine çok benziyor, yoğun bir ticari ve sosyal ilişki var. Dolayısıyla İran’da olacak olan her şey bizi yakından ilgilendirdiğinden bu gelişmeleri çok yakından takip ediyoruz” dedi.

Sorunların diyalogla çözülmesini istediklerini kaydeden Bakan Fidan, “İran’ın uluslararası belli başlı aktörlerle olan sorunlarını çözmesi ve bölgenin tamamına yayılacak istikrarsızlık senaryolarından kaçınması bizim de menfaatimize. Onun için bizim önceliğimiz hiçbir şekilde güç kullanımına yol açacak bir duruma gelmemek ama maalesef geçtiğimiz ayları da gördük. 12 gün savaşlarında önce İsrail’in sonra da Amerika’nın mahdut da olsa bir saldırısıyla karşı karşıya kaldık ve bu saldırı belli bir yerde durdu. Şimdi bunun tekrar etme olasılığının ortaya gelmesi, ortaya çıkması yani bizim tasvip ettiğimiz bir şey değil. Biz kesinlikle sorunların diyalogla çözülmesini istiyoruz. İran’da olacak geniş çaplı istikrarsızlığın bölgenin kaldırma kapasitesinin çok üstünde olduğunu düşünüyorum ben. Onun için diplomatik çabalara devam edeceğiz. İnşallah Amerika ile İran kendi arasında bu konuyu gerek arabulucular üzerinden gerek diğer aktörler üzerinden veya direkt görüşerek çözerler. Biz de konuyu yakından takip ediyoruz” şeklinde konuştu.

Gazze’de güvenliğin sağlanması

Dün özel temsilci Steve Witkoff’un da ilanıyla artık ikinci aşamaya geçtiklerini ifade eden Bakan Fidan, “Bunun bir gün öncesinden takip etmiş olabilirsiniz, biz de yine dört ülkenin online katılımıyla bir toplantı yaptık ikinci aşamayı nasıl ve hangi sırayla hayata geçireceğiz diye. Birincisini bu toplantının biliyorsunuz Miami’de yapmıştık, yeni yıla girmeden birkaç hafta önce. Sürecin ağır aksak da olsa ilerlemesi bizim memnun olduğumuz bir husus. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımız özellikle insani yardımlar konusunda inanılmaz derecede büyük bir hassasiyet içerisinde. Filistinlilerin orada soğukta barınmasız kalması, ilaçsız kalması, gıdasız kalması hepimizin vicdanını çok derinden yaralamakta. İsrail’in bu konuda sistemli ve maksatlı bir politika uyguladığını da biliyoruz. Yani İsrail uluslararası toplumun hep beraber uygulamak istediği bu barış planına, Netanyahu hükümetinin esas itibariyle çok fazla uygulamaya taraftar olmadığını biliyoruz. Onların nihai amacı Filistinlilerin Gazze’den çıkması. Ama uluslararası toplum, başta bölge ülkelerinin ortaya koyduğu itme gücüyle, Amerika’nın da şu anda ağırlığını koymasıyla bu barış aşamasını bu noktaya getirdi” diye konuştu.

Bakan Fidan, “Şimdi ikinci aşamada geçtiğimiz günlerde grup olarak mutabık kaldığımız Filistinli teknik komitenin Gazze’nin idaresini alması birinci öncelik taşıyor. Daha sonra Barış Kurulu’nun ilan edilmesi ve daha sonra Barış Kurulu adına gündelik icraatı yürütecek yönetim kurulunun belirlenmesi ve çalışmaya başlaması. Bu sırada gidecek bir işlem manzumesi var. Biz önümüzdeki birkaç hafta içerisinde bunun inşallah tamamıyla organların en azından hayata geçeceğini düşünüyoruz. Uygulamada birtakım zorluklar olacak tabii ki ama hem biz hem diğer kurumlarımız gerçekten büyük bir hassasiyetle diğer ortaklarımızla konuşarak bu sürecin sorunsuz gitmesi veya olan sorunların barış sürecini inkıtaya uğratmaması için elimizden geleni yapmaya devam edeceğiz. Olumlu bir aşamaya geliyoruz ama dediğim gibi riskler ortada, İsrail’in niyeti de ortada” açıklamasında bulundu.

“10 Mart Mutabakatı uygulanmalı”

Bakan Fidan, “SDG’nin Kandil’le bağı meselesinin yeni keşfedilmiş bir bilgi olarak zaman zaman, özellikle batılı muhataplar tarafından karşılanması bizim de hayret ettiğimiz bir konu. Yani bu 2+2 dört eder kadar net olan bir bilgi. Yani bizim zaten SDG ile en büyük problemimizin bu olduğunu baştan beri söyledik. Suriye Kürtlerinin kendi otantik bir araya gelip sadece Suriye’deki Kürtlere has, Suriye’deki sorunları çözmeye yönelik bir hareketin Suriye ile tabii ki ilgisi var. Biz medeni, gelişmiş bir ülkeyiz; belli ülkelerin kendi iç sorunlarını çözmede sınırlarının neler olduğunu biz biliriz. Ama bunun böyle olmadığını herkes biliyor. Yani dört ülkede iddiası olan, örgütlenmesi olan ve eylemi olan bir örgütün Suriye’deki uzantısının adının SDG olması, YPG olması yani çok bildiğimiz bir gerçeklik. Dolayısıyla SDG adına kim görüşmeye giderse gitsin Kandil’den onay almadan bunun hayata geçmeyeceğini herkes bilincinde. Bu işleri biraz sürekli zora sokan bir husus, öyle ama zora da soksa bizim temennimiz bir an önce 10 Mart Mutabakatı’nın uygulanarak ülkede istikrarın sağlanması” diye konuştu.

“Halep’te her zaman aynı oyunu görüyoruz”

Halep konusunda geçmişte uyardıklarını belirten Bakan Fidan, “Halep konusunda da geçmişte biz uyardık, gittik, geldik. Yani bu sorunların ortadan kalkması lazım, olayın güç kullanımına gelmemesi lazım dedik. Şimdi Fırat’ın batısında, özellikle geçtiğimiz 2024 8 Aralık’tan sonra işgal edilen yerlerin bir iyi niyet göstergesi olarak tekrar boşaltılması, unsurların doğuya çekilmesi hususu gündemde. Yani bu film tekrar tekrar oluyor. Yani biz Afrin’den, Resulayn’dan itibaren, Tel Rıfat’tan itibaren, Halep’te her zaman aynı oyunu görüyoruz. Yani gidiyoruz diyoruz ki: “Ya bakın burada duruşunuz illegal, şu yapıların şu unsurların şu şekilde olmaması lazım.” Yok, direniyorlar; sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Sonra güç kullanılıyor, geri adım atılıyor. Yani bu şablondan çıkılması lazım artık. Yani gerçekten iyi niyet gösterisinde bulunmak istiyorlarsa bir diplomasiye dayalı, diyaloğa dayalı bir artık sorun çözme tekniğine girmeleri lazım. Diyalog içindeymiş gibi gözüküp dünyaya böyle bir imaj verip zaman kazanıp bölgede hani daha fazla istifade edeceğimiz bir kriz çıkar mı diye de etrafa bakıp belli aktörlerle de ilişkiyi devam ettirip… Ya bu kadar parametre yönetecek ne zihniniz var ne de gerçeklik buna izin verir. Bir iyi niyet koyacaksınız. Biz Suriye’de istikrarı istiyoruz, Suriyeli Kürtlerin refah olmasını istiyoruz, emin olmasını istiyoruz. Irak ve diğer konuları bırakın bir kenara. Ama bunun böyle olmadığını biliyoruz. İnşallah olur, yani çok yakından takip ettiğimiz bir konu. İnşallah barışçıl yollarla çözülür” ifadelerini kullandı.

10 Mart Mutabakatı ile ilgili de konuşan Bakan Fidan, “10 Mart Mutabakatı’nın uygulanmaya başlanması konusunda adım atılmadığı için bunun da şu anda uygulanmasıyla alakalı o maddede. Ama ben şunu size söyleyeyim: Suriye yönetiminin bunları hayata geçirmesi için bu 10 Mart Mutabakatı’nda yer alan hususlara ihtiyacı yok. Yani bu konu hem bölge ülke olarak bizim kendisinden talebimiz hem kendilerinin programında var. Yani ülkede bulunan diğer azınlıkları, inanç gruplarını sizin yönetime katmayarak, dışlayarak bir yere gitme şansınız yok. Ama burada altın oran şu: Anayasal vatandaşlık çerçevesinde inanç gruplarının, etnik azınlıkların yönetime dahil olmasıyla, kendilerine ayrı bir küme olarak belirleyip bir siyasal entite formuna dönüşüp buradan yönetime dahil olması; bu ikisi ayrı şey. Bu ikisi ayrı şey. Zaten problemin çıktığı yer burası. Bizim istediğimiz modern zamanların artık evrilerek getirdiği anayasal vatandaşlık formülünün bütün insanların lehine olacak şekilde; insanlar kendi kimliklerini, kültürlerini, inançlarını yaşarken aynı zamanda bir bayrağın altında vatandaşı oldukları ülkenin bütün menfaatinden, gücünden, refahından yararlanacakları ve katılımı da o şekilde yapacakları bir yapının defaatle denenmiştir ki istikrara, barışa, refaha daha uygun bir yapı olduğu ortada. Şimdi bu böyleyken ülkeyi siyasal entiteler bölmek, inanca göre, etnisiteye göre adacıklar oluşturmak bu bölünmeye davetiye çıkartmaktadır. Hani ben bölünmeyi burada hani bir ideoloji aracı olarak değil, ortak insanlığın menfaati olarak ortaya sorun olarak atmaya çalışıyorum. Buna çok dikkat etmemiz gerekiyor” dedi.

Ukrayna konusunda, geçtiğimiz günlerde Paris’te liderler toplantısı düzenlendiğini hatırlatan Bakan Fidan, “Gönüllüler Koalisyonuna ait ülkelerin liderleri bu toplantıya katıldılar. Biz de Cumhurbaşkanımızı temsilen o toplantıdaydık. Tabii o toplantıya gelene kadar yapılmış bakan düzeyinde ve diğer düzeylerde çok fazla sayıda toplantı oldu. Diplomatlar, askerler herkes bir araya gelerek ortaya çıkacak dokümanın, planın ne olacağı konusunda yoğun bir çalışma içerisinde bulundular. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettim. Tabii yapılacak olan barış sadece Rusya ile Ukrayna arasında olacak olan bir barış olmayacak. Esas itibarıyla Avrupa ile Rusya arasında olan bir barış da olacak aynı zamanda. Trump’ın Amerika’da iktidara gelmesinden sonra Amerika’nın Rusya-Ukrayna Savaşı’nda öncü rolünü değiştirmesi ve nötr bir pozisyona adeta geçmesi ve Avrupa güvenliği ile ilgili oynadığı tarihi rolü ve sorumluluğu da tekrar tadil etmeye gitmesi neticesinde ortaya başka bir sorun çıktı. Rusya-Ukrayna Savaşı bir sorun iken Amerika’nın bu savaşın sonuna doğru ortaya koyduğu pozisyonda daha başka bir sorun çıkarttı; yani sorun içinde sorun çıkarttı. Ortaya baktığımız zaman Avrupa güvenliği çok ciddi bir şekilde Ukrayna’nın güvenliğine de bağlanmış durumda. Tabii bunun askeri strateji olarak ne kadar gerçekçi olup olmadığı hususu tartışılmalı, askeri stratejistler tarafından tartışılmalı. Biz de önümüze gelen verilere bakıyoruz. Esas itibarıyla gelinen noktada şu anda eğer bir barış anlaşması olursa üç tane husus var askeri boyutu olan. Birincisi; bu anlaşmanın takibi, doğrulanması, izlenmesi nasıl olacak? Bunun keyfiyeti nedir? Buna ilişkin yapılan çalışmalar var. Hem SACEUR hem diğer komutanlar bu konuda bilgi verdiler; Avrupa Müttefik Komutanı NATO’nun. İkincisi; Ukrayna’nın caydırıcılık gücü nasıl devam edecek? Buna ilişkin yapılan çalışmalar ve planlamalar var. Üçüncüsü; bir ihlal olması durumunda ne türden tedbirler, hangi araçlarla, hangi senaryolarla alınacak? Bütün planlamalar bu yönde yapılmakta. Barış anlaşması olduktan sonra askeri unsurların bütün bu görevlerde kullanılacak yapıların üç tane biliyorsunuz klasik yeri var: Kara, deniz, hava. Denizalanı deyince de Ukrayna’nın sadece Karadeniz’e kıyısı var. Karadeniz bizim de bulunduğumuz, en büyük NATO üyesi olarak Türkiye’nin yer aldığı bir yer. Şimdi deniz gücünün komutasını, Cumhurbaşkanımızın da müzakere talimatıyla öteden beri biz bu sorumluluğu almak istiyorduk. Şimdiki planlamalarla bu sorumluluk bize verilmiş durumda. Burada gönüllü olan diğer ülkelerle beraber biz bu sorumluluğu alacağız. Yani bu bir veri. Buna ilişkin Milli Savunma Bakanlığımız çok yoğun bir çalışma yürütmekte. Tabii hava ve kara unsurları İngiltere, Fransa’nın öncülüğündeki başka ülkelerle gidecek” diye konuştu.

“CAATSA kalkınca F-35 ve diğer başka konularda hayata geçer”

F-35 konusuna değinen Bakan Fidan, “F-35 konusuna gelince; biliyorsunuz bu aslında CAATSA’nın uygulanmasının neticesinde ortaya çıkan bir sorun. Yani biz olaya sadece F-35 açısından bakmıyoruz. CAATSA’nın genel olarak ortadan kaldırılması konusunda yürütülen diplomatik çalışmalarımız var. İki lider; New York sonrası Cumhurbaşkanımız Washington’u ziyaret ettiğinde geçtiğimiz yıl Eylül ayında, 25 Eylül’de aslında Sayın Trump’la Sayın Erdoğan arasında varılan mutabakat sonucunda bu sorunun da diğer sorunlar gibi iki ülke gündeminden çıkması konusunda bir irade oluştu. Bunu daha önce de ifade etmiştim. Şimdi bu iradenin, iki taraflı iradenin hayata geçmesindeki teknik zorlukların, problemlerin ortadan kaldırılması için çalışıyoruz. Bu irade burada mevcut. Biz bunu inşallah bu sene CAATSA’nın kalktığına şahit oluruz, sizin dediğiniz F-35 ve diğer başka konular da hayata geçer” dedi.

“Çözüm vize serbestisi anlaşmasının yürürlüğe girmesidir”

Bakan Fidan, “Vize konusuna gelince; bu vize konusu biliyorsunuz Avrupa’da esas itibarıyla iki tane husus var. Birincisi; Avrupa Birliği giderek daha merkezileşerek vize politikasını tek vize prosedürleri haline getiriyor. Aslında siz herhangi bir Avrupa devletine müracaat ettiğiniz zaman işlem olarak giderek daha merkezileşiyor, kriterler aynı. Birincisi böyle bir idari sorun var. Bunlar biliyorsunuz uzun süre pandemi de kapalı kalmıştı ve daha sonra hayata geçmesinde sıkıntı vardı. İşte şimdi bu kabiliyetleri tekrar kazandılar, belli yerlerde sorunlar azaltılıyor. Ama bu biraz daha olayın az etkileyen boyutu.Daha çok etkileyen boyutu, bildiğiniz gibi Avrupa’da aslında göçten dolayı, göçmenlik meselesinden dolayı yani son yıllarda değil, hep var olan göçmenlerin artık bir politika malzemesi haline gelmesi ve bu politikayı güdenlerin diğer partiler karşısında giderek mevzi kazanması. Artık Avrupa hükümetleri giderek daha fazla dışarıdan yabancıların ülkeye hangi sebeple olursa olsun yani siz ’doktor, mühendis’ diyorsunuz fark etmiyor, onlar dışarıda birini gördüğü zaman kimliğine bakmıyor; tipine bakıyor, rengine bakıyor, duruşuna bakıyor. Yani artık Avrupa’nın tabii bu noktaya gelmiş olması başka bir sorun alanı, yani insanlık adına. Yani siz aydınlanmayı yaşayın, modernleşmeyi getirin, ondan sonra tekrar tekerlekleri geriye döndürün; bu başka bir konu. Ama realiteyi ifade etmek açısından gerekirse; ülkeye yabancı girişi artık Avrupa’da siyasetin bir numaralı sorunu haline gelmiştir. Benim korkum, bakın ben korkumu söyleyeyim burada: Bu konuda zaten artık yığınsal göç durmuştur, kendileri de biliyorlar ama aşırı sağın yükselmesi için bu konudaki rüzgara ihtiyacı var. Artık dışarıdan göç almanın değil, içeride bulunanı tekrar göndermenin siyaset malzemesi yapılacağı bir noktaya Avrupa evrilebilir. Çünkü artık aşırı sağ bakıyor; merkezi hükümetler çok ciddi vize politikaları, göç politikaları geliştirdiler ve oradan artık ekmek çıkmayabilir siyasi olarak. ’Remigration’ dedikleri kavramı, yani yeniden göç ettirme kavramını artık ağır ağır gündeme getiriyorlar. Biliyorsunuz aşırı sağın kendi konseptleri ilk gündeme geldiğinde de çok az taraftarı vardı ama giderek bu taraf kazanmaya başladı. Belli başlı Avrupa ülkelerinde yani yabancıyla yaşama, yabancıyı kabul etme, yabancıyla beraber olabilme konusundaki problem alanları siyasetin şu anda bir numaralı konusu halinde diye görüyoruz. Tabii buna baktığımız zaman AB’ye aday ülke olan ve yıllardır gerçekten AB ile her türlü etkileşime girmiş olan Türkiye’nin vize konusunda bu sorunu yaşıyor olması, Avrupa ülkeleri tarafından bir problem alanı. Bunun ortadan kalkmasının çözümü Vize Serbestisi Anlaşması’nın yürürlüğe girmesidir. Bu anlaşmanın vuku bulması ve yürürlüğe girmesi için biz bu yıl daha sistemli bir şekilde çalışmaya devam edeceğiz. Biliyorsunuz Cumhurbaşkanımızın özellikle AB konusundaki hassasiyeti, iradesi çok muhkem” açıklamasında bulundu.

Gazze’ye insani yardım

“Deprem bölgesinde boşalan çadırlar Gazze’ye gönderilir mi?” sorusu üzerine Bakan Fidan, “Gazze’ye insani yardım konusu bir numaralı işlem alanı bizim için şu anda. Özellikle açılış konuşmasında da ifade ettim; oradaki kardeşlerimizin soğukta, bu kış mevsiminde bu şartlar altında yaşamasını başta Cumhurbaşkanımız olmak üzere hiçbir kardeşimizin yüreği kaldırmıyor. Konteynerler meselesini biz toplantılarda gündeme getirdik, bu yaptığımız koordinasyon toplantılarında. Onun için bu kurulların bir an önce hayata geçmesini istiyoruz. Biliyorsunuz İsrailliler uzun zamandır içeriye giren insani yardım malzemelerinde içinde metal olan unsurları hiçbir zaman için kabul etmek istemediler, tıbbi malzemelerde bile. Çünkü bunları çift kullanımlı malzeme olarak görüyorlar; oradaki direnişçilerin, işgale karşı direnenlerin bundan silah yapacağını hep öne sürdükleri için burada ortaya koydukları bir tavır var. İşgal güçlerinin etkisini, aslında bu konudaki yetkilerini elinden alacak BM’nin kurumları hayata geçtikçe ben bu konudaki direncin de azalacağını düşünüyorum. Biz bu konudaki başvurularımızı, görüşmelerimizi çok önceden yaptık. Hem ilgili platformlarla görüştük hem de kendi içimizde başta Çevre Bakanlığımız, AFAD olmak üzere yani bu stokları elinde bulunduran kardeşlerimizle bir araya geldik bunu nasıl ilerletebiliriz diye. Biz şunu gördük, yani Cumhurbaşkanımız da o yönde talimat verdiler; şartlar uygun olması halinde biz bunları hemen Gazze’ye göndereceğiz. Yani bunda bizim bir sıkıntımız yok ama dediğim gibi konteynerler metal olduğu için şu anda içeriye alınmasında birtakım problemler var, bunu aşmaya çalışıyoruz. Onun yerine Türkiye’nin gönderdiği çadırlar şu anda içeriye giriyor ama çadırlar da her zaman etkili olmayabiliyor” ifadelerini kullandı.

“Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız”

İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşı olduklarını kaydeden Bakan Fidan, “Biz İran’a yönelik bir askeri müdahaleye karşıyız. Yani İran’ın kendi içindeki otantik sorunlarını kendisinin çözmesi gerekiyor. Tabii ki bunun uluslararası ilişkilere bakan boyutu var; o da nedir? Yaptırımlara tabi. Yaptırımlara da neden tabi? Takip ettiği bazı politikalardan dolayı gerek küresel gerek bölgesel. Kendilerine de söylüyoruz; bölge ülkeleriyle olan sorunlarını çözmesi gerekiyor. Küresel nükleer konuda da sorunlarını diplomasi yoluyla hiç fırsat kaybetmeden çözmeli ki ekonomik zorluklara neden açan yapısal birtakım problemler ortadan kalksın. Şimdi uluslararası izolasyon altında olduğunuz zaman yani sizin bazı ekonomik hizmetleri verme imkanınız giderek sınırlanıyor. İran’ın büyük bir nüfusu var, dinamik bir halkı var, yaşam arzusu, yaşama katılma arzusu son derece yüksek bir halkı var, sofistike. Bunları belli konulardan mahrum ettiğiniz zaman ortaya bu türden sıkıntılar çıkıyor. Burada şu karıştırılıyor: Yani insanların karşılaştıkları ekonomik ve diğer güçlüklerle ilgili sıkıntıların rejime karşı bir ideolojik başkaldırı gibi görünmesi aslında bu artık gri bir alan olmuş oluyor. Burada yakından baktığınız zaman çok fazla yani dışarıdaki bazı İran düşmanı olan ülkelerin iştahını kabartacak bir durum yok, yani rejime düşmanlık açısından. Ama var olan politikaların ortaya koyduğu bu ekonomik zorluklar, bunun bir türlü izole edilememesi bir sıkıntı doğuruyor. Şimdi biz burada bir müdahale olmasını istemiyoruz ama yani Trump politikalarına baktığınız zaman hani karadan güç kullanmayı şu ana kadar çok fazla tercih ettiğini de görmedik. Sizin söylediğiniz örnekler daha fazla gidip konuşlanmayla alakalı konular. Ben askeri strateji açısından da artık o konuların çok fazla gündeme getireceğini düşünmüyorum” şeklinde konuştu.

“Yunanistan’daki iç siyasi dengeler imkan vermiyor”

Yunanistan’la ilişkiler konusunda Bakan Fidan, “Var olan sorunları çözmek için bir niyetle, bir iradeyle gelip oturacağız ve sorun çözülene kadar kalkmayacağız masadan. O da Ege’deki sorunun, başta Ege olmak üzere çözülmesi. Bu karasuları, kıta sahanlığı, bu meselenin çözülmesi konusunda bizim şöyle bir duruşumuz var. Cumhurbaşkanımızın uzun verimli liderliğine baktığınız zaman kendisi özellikle bu meseleyi çözme konusunda büyük bir vizyonu var hem iradesi var. Bizim şöyle bir sıkıntımız oluyor, ben hani sorunu karşı tarafa atma gibi niyetim yok. Bunu daha önce de söylediğim için söylüyorum. Yani Yunanistan’daki iç siyasi dengeler herhangi bir siyasi liderin bu sorunu çözüp altına imza atmasına çok fazla imkan vermiyor. Miçotakis 2023 Haziran’ında seçildi değil mi? Tekrar seçildiğinde biz Mayıs’ta seçildik, kendisi Haziran’da seçildi. Büyük bir aslında halktan destek aldı. Cumhurbaşkanımız da bunu gördüler, kendisi de gördü Sayın Miçotakis. Aslında buradan gerçekten bir irade konularak gidilmesi istendi. Şimdi biz nitelikli görüşmeleri daha da ileri taşıyıp yani bu konuyu kalıcı olarak çözmeye hazır olduğumuzu defaatle ifade ettik. Bunun için irade ortaya konması gerekiyor. Bunun için biraz iç politikayla dış politikanın bu konuda en azından parantez içine alınan bir noktada olması gerekiyor.

“Yunanistan siyasetinde itici güç Türkiye’nin tehdit olarak algılanması”

Bu noktada Türkiye’de ben biraz bu konuda tarafsız olmaya çalışıyorum, gerekli olgunluğun fazlasıyla var olduğunu görüyorum ama Yunanistan iç politikasında Türkiye’nin tehdit olarak algılanması meselesi her zaman için siyasette bir itici güç oynamakta. Türkiye ile ilgili birisi bir şey yapmaya çalıştığı zaman muhakkak ve muhakkak bir siyasi bedel ödemesi gerekiyor. Şimdi bir siyasi liderin Yunanistan’da Türkiye ile sorunları çözüp bölgeye barış getirmekle kendi siyasi kariyerini riske atma arasında bir tercihte bulunması gerekiyor. Ama bu tercih hiçbir zaman için sorunu çözmekten yana olamıyor. Yani bu bir gerçeklik. Yani bunun ortadan kalkması lazım. Bizim güven artırıcı önlemleri hayata geçirmemiz gerekiyor. Halkın daha fazla birbiriyle etkileşim kurmasına izin vermemiz gerekiyor. Mümkün olduğunca tabanı olmayan, zemini olmayan konuların iç politikaya malzeme yapılmaması gerekiyor. Çünkü iç politikada çok kolay kullanılabilecek bir konu. Yani Türkiye için de böyle ama biz artık belli bir siyasi olgunluğa ulaşıp bu meselenin çok fazla ha iç politikada kullanılması gereken yerler de var. Gerginlik arttığı zaman, tehdit arttığı zaman, bir takım lüzumsuz tavırlara girildiği zaman biz buna gerekli tepkiyi, politik tepkiyi tabii ki koymak zorundayız. Bunu koyuyoruz, halkımız başta bu tepkiyi koyuyor. Ama ifade etmek istediğim şu Cumhurbaşkanımızın bu yöndeki iradesi devam ediyor. Bu sorunları çözmemiz mümkün” diye konuştu.

İran’daki olaylarla ilgili tedbir aldıklarını belirten Bakan Fidan, “Tarihten iyi okumalar, iyi analizler yapmak, çıkarımlarda bulunmak gerekiyor. İran’daki olaylarla ilgili gerekli tedbirlerimizi, konsolosluk tedbirlerimizi tabii ki alıyoruz. Bizim bütün ülkelere, senaryolara yönelik konsolosluk vakalarıyla alakalı aldığımız tedbirler var. Bunları zamanı geldikçe hayata geçiriyoruz. İran konusunda da zaten bu konuda zaten tedbirlerimiz ortada kendi çalışanlarımız, vatandaşlarımız, diplomatlarımız, görevlilerimiz, iş adamlarımız, öğrencilerimiz bunlarla ilgili gerekli planlamalarımız var ama inşallah İran’daki olaylar en kısa zamanda yatışır. Daha büyük bir drama şahit olmalıyız. Mülteciler meselesi; inşallah böyle bir noktaya gelmeyiz, geleceğimizi de açıkçası düşünmüyorum ama Türkiye büyük bir ülke, yakın tarihten örneklerini görüyorsunuz ama bu konuda inşallah bir tedbire, aksiyona ihtiyaç olmayacak diye değerlendiriyorum” dedi.

Çin ile ilişkiler konusundaki soruyu yanıtlayan Bakan Fidan, “İpek yolu ile ilgili bizim Çin ile olan özellikle bağlantısallık konularındaki çalışmalarımız önemli. Çin büyük bir üretim habına dönmüş durumda. Çin’in başta tek yol, tek kuşak olmak üzere, Orta Koridor, İpek yolu gibi birçok proje ile aslında bu stratejik hedeflerini hayata geçirdiğini görüyoruz. Liman yeterli olmuş olmalı ki demir yollarına şu ana kadar özellikle Türkiye üzerinden geçmekte olan çok fazla ilgisinin olmadığını gördük. Geçmişte ilgisi vardı bu proje bir noktaya kadar geldi, daha sonra durdu. Söylemek istediğim bu proje tekrar hayata geçirilebilir, her 2 taraf da bu konuda çok uzun yıllar çok mesafe sarf ettiler. Ulaştırma Bakanlığımızın elinde bu konuda çok yoğun mesaisi yapılmış evraklar var. Çin tarafı da bu iyi biliyor, diğer taraftan Çin’in üretim hablarını sadece merkezileştirmekten yana olmayıp başka ülkelere de kaydırma politikası çerçevesinde Türkiye ile de iş birliği yapabilir. Bizim karşılıklı menfaat ve çıkara dayalı başka ülkeleri de rahatsız etmeyen her türlü işbirliğine açık olduğumuzu Cumhurbaşkanımız müteaat defalar ifade ettiler. Biz Çin ile işbirliğimize önem veriyoruz, değer veriyoruz” şeklinde konuştu.

Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Türkiye’de kültür ve
Sıradaki Haber Bakan Ersoy: “Türkiye’de kültür ve turizm alanında tarihi rekorlar kırıyoruz”