Ana Sayfa Arama Galeri Video Yazarlar
Üyelik
Üye Girişi
Yayın/Gazete
Yayınlar
Kategoriler
Servisler
Nöbetçi Eczaneler Sayfası Nöbetçi Eczaneler Hava Durumu Puan Durumu
WhatsApp
Sosyal Medya
Uygulamamızı İndir
Reklam
Mehmet Hanefi Yıldırım
Mehmet Hanefi Yıldırım

KİM İNEGÖLLÜ?

KİM İNEGÖLLÜ?

 

Geçtiğimiz hafta yurt dışındaydım. Gazeteci Şerif Gürbaş, İnegöl Kent Konseyi başkanlığına, sanırım tecrübeme dayanarak, daha iyi yapabileceğim düşüncesiyle beni önermiş.

Kendisine teşekkür ederim.

Her zaman olduğu gibi denli densiz yorumlar yapılmış.

Derler ki boğaz dokuz boğumdur. Sekizi yutkunmak biri de konuşmak içindir. Kişinin konuşmadan önce her sözcüğünü iyice düşünmesi, ölçüp biçmesi, tartması ve kime ne söyleyeceğini bilmesi gerekir.

Söylenirken belki fazla düşünülmez ama söylenen söz toplumda derin izler bırakır.

Beni en fazla üzen aidiyetimin İnegöllü olmadığı sözüdür.

İnegöl’ün yerlisi, yabancısı mı olur?

Bir insanın doğduğu yer elbette onun memleketidir.

Ama yıllarını verdiği, ekmeğini yediği, suyunu içtiği, çocuklarını büyüttüğü, dostluklar kurduğu, iyi ve kötü günlerini paylaştığı şehir onun aidiyetidir.

Ben 1979 yılında Kars’tan İnegöl’e geldim. Tam 47 yıldır İnegöl de yaşıyorum.

47 yıldır bu şehrin sokaklarında yürümüşüm.

Derdini derdim kabul etmişim.

Bu şehrin insanıyla hem dem olmuşum. Havasını solumuş suyunu içmiş toprağına basmışım.

İyi günlerinde sevinmiş, kötü günlerinde hüzünlenmiş, oturmuş birlikte ağlamışız.

Şimdi birileri çıkıp;

“Ama sen İnegöllü değilsin” diyor.

Peki 47 yılın adına ne diyeceğiz?

Bir insanı memleketiyle sınırlamak doğru mudur?

Biri Kafkasya dan gelmiş, çocukları burada doğmuş.

Diğeri Balkanlardan veya başka ülkelerden gelmiş. Ama bütün hayatını bu şehirde geçirmiş.

Trabzon dan, Kars tan, Erzurum, Yozgat, Çorum veya başka illerden gelmiş 40 yıldır 50 yıldır bu şehirde yaşıyor, çalışıyor.

Şimdi bunların hangisine “yabancı” diyeceğiz?

İnsanları doğduğu yere göre sınıflandırmak kolaydır.

Asıl olan, insanın yaşadığı şehre ne kattığına bakmaktır.

İnsanın doğduğu yeri seçmesi mümkün değildir.

Ama yaşadığı yerde nasıl bir insan olacağını kendisi seçer, kendisi tayin eder.

Bir insanın herhangi bir görev için adı geçtiğinde, hemen memleketi konuşuluyorsa…

“İnegöllü mü?

“Değil mi?”

diye tartışılıyorsa…

O zaman ortada ciddi bir yanlışlık var demektir.

Çünkü görev verilirken bakılması gereken;

Nerede doğduğu değil, ne yaptığıdır.

Dürüstlüğü…

Çalışkanlığı…

Liyakati…

Tecrübesi…

İnsanlara yaklaşımı…

Ve en önemlisi, görev aldığı zaman o şehre ne katabileceğidir.

Memleket, liyakatin önüne geçmemelidir.

İnegöl, bugün sadece burada doğan insanların emeğiyle oluşmadı.

Bu şehir farklı coğrafyalardan gelen insanların emeğiyle büyüdü.

Balkanlardan gelenler…

Kafkaslardan gelenler…

Doğu’dan gelenler…

Karadeniz’den gelenler…

İç Anadolu’dan gelenler…

Ve daha nice insan…

Hepsi İnegöl’ün bugününe bir şey kattı.

Kimi ticaret yaptı.

Kimi fabrikada çalıştı.

Kimi öğretmen oldu.

Kimi doktor…

Kimi gazeteci…

Kimi işçi…

Kimi esnaf…

Kimi bürokrat…

Kimi siyasetçi…

Ve hepsi bu şehrin ortak hikâyesinde bir iz bıraktı.

Şimdi çıkıp bunlardan birine:

“Sen yabancısın.”

demek ne kadar doğru?

Asıl yabancı kim?

Bence artık bu kelimeyi yeniden düşünmemiz gerekiyor.

Yabancı olmak başka yerde doğmak değildir.

Yabancı olmak, yaşadığı yere yabancı kalmaktır.

Bu şehrin derdiyle ilgilenmeyen…

İnsanını insan olduğu için değil, memleketi için değerlendiren…

Hemşericiliği liyakatin önüne koyan…

Kendisinden olmayanı dışlayan…

İşte asıl sorgulanması gereken anlayış budur.

Benim annem babam Trabzonlu, ben Kars ta doğdum büyüdüm. Hayatımın büyük bir bölümü de İnegöl de geçti, geçiyor.

Ben Trabzonlu olduğumu hiçbir zaman inkâr etmem.

Doğduğum topraklarla gurur duyarım.

Ama aynı zamanda yaklaşık 50 yıldır yaşadığım İnegöl’e de yabancı olmadığım gibi gelişip büyümesi için elimden ne geliyorsa yapmaya çalışan biriyim.

İnegöl benim için sadece üzerinde yaşadığım bir şehir değildir.

74 yıllık hayatımın önemli bir bölümüdür.

Bu nedenle kimsenin beni veya benim gibi bu şehre yıllarını vermiş insanları “yabancı” kategorisine koymasını doğru bulmuyorum.

Son söz…

İnegöl’ün artık birilerini dışlamaya değil, herkesi ortak bir şehir kimliğinde buluşturmaya ihtiyacı var.

Çünkü şehirler soy sop la değil, emekle büyür.

Bir insanın nerede doğduğu geçmişidir.

Ama nerede yaşadığı, nerede emek verdiği ve hangi şehre değer kattığı da onun hikâyesidir.

O halde gelin artık birbirimize:

“Nerelisin?”

diye sormadan önce,

“Bu şehir için ne yaptın?”

diye soralım.

Ve unutmayalım:

İnegöl kimsenin tapulu malı değildir.
Bu şehirde yaşayan, üreten, çalışan ve bu şehre gönül veren herkes İnegöl’ün bir parçasıdır.

Elli yılını bu şehre veren insana hâlâ “yabancı” diyorsanız, belki de yabancıyı yanlış yerde arıyorsunuz.

Ben bir Türk milliyetçisiyim. 15 yaşlarında Müslümanlık ruhum Türklük bedenimdir diyerek yola çıkmış biriyim.

İnsanların nereli olduğu beni ilgilendirmez. 

Yaşadığı şehre ne katmıştır?

Nasıl bir insandır?

İki yüzlü, riyakar, sahtekar, kişiliği oluşmamış insan İnegöllü olsa ne yazar, Trabzonlu olsa ne yazar.

Bir şehri küçülten, dışarıdan gelen insanların varlığı değildir.

Bir şehri küçülten, insanlarını doğduğu yere göre sınıflandırmaktır.

Çünkü bu anlayış büyüdükçe şehir kendi içine kapanır.

“Bizden olanlar…”

“Bizden olmayanlar…”

Asıl sorulması gereken soru şudur

Bir insanı doğduğu yer mi değerli kılar, yoksa yaşadığı yere verdiği değer mi?

Cevap aslında çok basit.

Memleket insanın köküdür.

Liyakat ise insanın meyvesidir.

Köküne bakarak meyvesini yok sayarsanız, yalnızca insanı değil, şehrin kendisini de kaybedersiniz.

Tabi ki anlayana.

ÖNEMLİ NOT: Hiç kimse tasalanmasın benim Kent Konseyi Başkanı olmak gibi bir niyetim olmadı, bundan böyle de olmayacaktır. İnegöl’e hizmet edilecekse makam ve mevki olmadan da yapılır, yeter ki insanın içinde hizmet aşkı olsun.