New York’ta toplanan Birleşmiş Milletler (BM) Genel Kurulu’nda İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu kürsüye çıktığı sırada salonda ve BM binası önünde büyük protestolar yaşandı. Çok sayıda ülke delegasyonunun ve heyetinin salonu terk ederek protesto ettiği oturumda, boş koltuklara konuşan Netanyahu’nun Türkiye’yi ve Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ı hedef alan mesnetsiz açıklamalarına Ankara jet hızıyla karşılık verdi.
Türkiye, diplomatik teamüllerde “muhatap almama ve seviyeyi düşürme” mesajı taşıyan bir hamleye imza atarak İsrail Başbakanı’na Dışişleri Bakanlığı bünyesindeki genç bir üçüncü kâtip düzeyinde yanıt verdi. New York’taki Türkiye Daimi Temsilciliği adına “yanıt hakkını” (right of reply) kullanan genç diplomat, Netanyahu’nun iddialarını yüzüne çarptı.
“Türkiye’ye ve Cumhurbaşkanımız Sayın Recep Tayyip Erdoğan’a yönelik mesnetsiz ve kötü niyetli suçlamaları kesinlikle reddediyoruz. Savaş suçlusu bir başbakanın hezeyanları hakikatin üzerini örtemez.”
“Verilen Mesaj Açıktır: Uluslararası Toplum Savaş Suçlusunu Dinlemiyor”
Türkiye adına yapılan resmi açıklamada, Netanyahu kürsüye çıktığı esnada dünya liderleri ve diplomatların salonu kitlesel olarak boşaltmasının tarihsel anlamına dikkat çekildi:
- Güçlü Bir Diplomatik Kınama: Heyetlerin salonu terk etmesinin sıradan bir eylem olmadığı, İsrail yönetimine verilmiş en açık uluslararası kınama olduğu vurgulandı.
- Söylediklerinin İtibarı Kalmadı: “Verilen mesaj son derece açıktır: Netanyahu’nun söylediklerinin hiçbir itibarı kalmamıştır, izlediği yıkım politikaları reddedilmektedir ve kendisinin küresel arenadaki yalnızlığı her geçen gün daha da derinleşmektedir.”
- Ahlaki Meşruiyetini Yitirmiş Bir İsim: “Uluslararası toplum, savaş suçları ve insanlığa karşı suçlar sebebiyle hakkında tutuklama kararı bulunan, meşruiyetini tamamen yitirmiş bir lideri dinlemeyi artık kabul etmemektedir.”
“Hiçbir Propaganda Soykırımı ve Katliamı Silemeyecek”
İsrail yönetiminin suçluluk psikolojisiyle Türkiye’ye saldırdığı kaydedilen yanıtta, Gazze’deki soykırımın üzerinin örtülemeyeceğinin altı çizildi:
“Netanyahu’nun ortaya attığı gerçek dışı iddialar; İsrail’in Gazze’deki soykırımını, işgal altındaki Batı Şeria’da, Lübnan’da, Suriye’de ve bölge genelinde tırmandırdığı saldırganlığı gizlemeye yönelik çaresiz ve içi boş girişimlerden ibarettir. Hiçbir yalan ve propaganda bu gerçeği silemeyecektir.”
Açıklamada sahadaki insanlık dramı somut delillerle BM kayıtlarına geçirildi:
- Katledilen Masumlar: On binlerce masum sivilin vahşice öldürüldüğü hatırlatıldı.
- Enkaza Dönen Şehirler: Evlerin, hastanelerin, camilerin ve altyapının bilinçli şekilde enkaza çevrildiği belirtildi.
- Okulların Hedef Alınması: Birleşmiş Milletler okulları dahil eğitim kurumlarının kasten bombalandığı vurgulandı.
- İnsani Yardımın Engellenmesi: Sivillerin açlığa mahkûm edilerek insani yardım konvoylarının engellenmesinin “affedilmeyecek ve unutturulmayacak bir suç” olduğu yinelendi.
“İsrail Yıkım İhraç Ederken Türkiye Barış İnşa Etmektedir”
Metnin sonuç bölümünde iki ülkenin bölgesel ve küresel vizyonu arasındaki derin uçuruma işaret edildi:
“Kişisel saldırılar ve yalanlar; ne kadar yüksek sesle bağırılırsa bağırsın ya da ne kadar sık tekrarlanırsa tekrarlansın, inkâr edilemez gerçeklerin ağırlığı karşısında çökmeye mahkûmdur. İsrail bölgemize yalnızca savaş, kan, yıkım ve istikrarsızlık ihraç ederken; Türkiye Cumhuriyeti adil ve kalıcı barışı inşa etmek için mücadele vermektedir.”
Cumhurbaşkanı Erdoğan Tarihi Gazze Çağrısında Bulunmuştu
BM Genel Kurulu’na hitap eden Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, dünya liderlerine seslenerek Gazze’deki katliamın derhal durdurulması ve İsrail üzerine caydırıcı yaptırımlar uygulanması çağrısında bulunmuştu. Erdoğan’ın Gazze’de çocukların güvenliği ve uluslararası hukukun yeniden tesisi üzerine yaptığı tarihi konuşma sırasında, İsrail’in BM Daimi Temsilcisi çaresizlik içinde salonu terk etmek zorunda kalmıştı.
Netanyahu’nun boş sıralar karşısında Erdoğan’ı hedef alan sözlerine Türkiye’nin en düşük diplomatik temsil düzeyinden yanıt vermesi, Türk diplomasisinin Netanyahu’yu lider değil “uluslararası bir sanık” olarak gördüğünün en somut göstergesi olarak değerlendirildi.
