Cuma akşamı Sözcü TV’de Kemal Kılıçdaroğlu’nun konuk olduğu özel röportajı izlerken, Sözcü gazetesi başyazarı Emin Çölaşan, Kılıçdaroğlu’nun daha önceki tüm programlarda yayın öncesinde sorulacak soruları talep ettiğini iddia etmişti.
O an gözlerim buğulandı, hafızam beni yıllar öncesine, İnegöl’de yaşanan bir başka sahneye götürdü.
Radyo Güneş’te bir belediye başkanını konuk edeceğimiz program öncesinde, sunucu arkadaşımızın elinde bir A4 kağıdıyla stüdyo koridorlarında bir ileri bir geri dolaştığını hatırlıyorum.
Kağıdın ne olduğunu merak edip sorduk.
Meğer belediye başkanının özel kalemi tarafından verilmiş, programda sorulacak sorular yazılıymış.
Yani başkan, kendisine yöneltilmesini istediği soruları önceden iletmişti.
O an içimizdeki gazeteci refleksi devreye girdi.
Çünkü bizler için kabul edilemez olan şey tam da buydu.
Soruların önceden belirlenmesi, bağımsızlığın zedelenmesi.
Bakınız gazetecilik, demokrasinin temel taşıdır.
Sorular özgün olmalı, bağımsız olmalı.
Önceden dayatılan sorular, basının ruhunu öldürür.
İtiraf etmeliyim ki o gün yaşanan kirli süreç, Medya Grubumuzun Belediye Başkanı ile arasındaki kopukluğun başlangıcı oldu.
Ve ne yazık ki o kopukluk hâlâ düzelmedi.
Biz Güneş Medya Grup olarak her zaman editoryal bağımsızlıktan yana olduk.
Herkes işini yaptığı gibi, biz de işimizi yapmak zorundayız.
Gazeteci, halkın gözü ve kulağıdır.
Türkiye Cumhuriyeti Anayasası içinde herkes eleştirilebilir olmalı.
Siyasetçi de, belediye başkanı da, parti lideri de.
Bugün Kılıçdaroğlu’nun röportajı üzerinden tartışılan mesele, aslında yıllardır süregelen bir sorunun yansımasıdır.
Gazetecinin bağımsızlığı, demokrasinin nefesidir.
Ve bizler, bu nefesi korumak için kalemimizi özgürce kullanmaya devam edeceğiz.
