DOLAR 18,5880 -0.26%
EURO 18,4005 0.15%
ALTIN 1.023,73-0,14
BITCOIN 3740320,08%
Bursa
19°

AZ BULUTLU

16:10

İKİNDİ'YE KALAN SÜRE

İSLAM’A GİDEN YOLLAR

İSLAM’A GİDEN YOLLAR

ABONE OL
Ocak 16, 2022 18:49
İSLAM’A GİDEN YOLLAR
0

BEĞENDİM

ABONE OL


Musa CANKAT/15 OCAK 2022


Önce:
Yetkim olmadığı halde, kutsalımız olan dinimizin günümüzdeki varlığına yönelik görüşlerimde, oluşacak hatalardan dolayı; beni yaratan yüce güce sığınırım.


Sonra da:
Peygamber Efendimizin rahmete kavuştuğu günden bu yana, İnancımızın temel kaynağı Müslümanlığın, kendi içinde bölünerek çeşitli yollara ayrılmasını sizlerle paylaşacağım…
Herkesin bildiği bu konuların tekrarı olacağından, sizlerden özür dilerim. Ayrıca eleştirilerinizi de beklediğimi arz ederim.
Yüce Kitabımız ne diyor?
“Dinlerini parça, parça edip fırkalara, hiziplere bölenler var ya, senin onlarla hiçbir ilişiğin yoktur. Onların işi Allah’a kalmıştır. Allah onlara, yapıp ettiklerini haber verecektir.” ( Enam 159)
“Kendilerine açık seçik kanıtlar geldikten sonra, çekişmeye girip fırkalar halinde parçalananlar gibi olmayın. Böyle olanlar için çok büyük azaplar vardır. “ (Ali İmran 105)


Bunlar:
İslam Dinini fırkalara bölünmesini yasaklayan ayetlerden ikisi… Bunlardan başka, Ali İmran 103, Tövbe 107,Rum 32, Hicri 91 ve Müminin 53 gibi Allah’ın gönderdiği ayetlerin varlığını sayabiliriz…
Hal böyleyken:
Resulullah Efendimizin rahmete kavuştuğu andan itibaren başlayan “Kim halife olacak mücadelesi”; İslam’ın itikatta olmasa da, amelde bölünmeye giden yolun ilk işareti olarak kendini göstermeye başlamıştır…


Rivayet odur ki:
Bu yönetme kavgası, Peygamber efendimizin ölümünü ikinci plana düşürdüğünden mübarek naaşı, 19 Kişilik bir gurupla kaldırılarak defin edilmiştir…
Bu kavgalar asırlar boyu süregelmiş, hilafet çoğu kez kanla el değiştirmiştir…


Ne yazık ki:
Bu düşünce ve iktidar kavgaları, yaşanılan dönemde İslam’ı kendi içinde amelde bölünmelere götürmüş, gelişen dünyanın gerisine düşürmüştür… Halen bu olumsuz durum, gerek ülkemizde, gerekse de İslam aleminde devam etmektedir…
Bu böyle olduğu için de:
Tarım toplumundan sanayi dönemine geçerek yaşamında devrim yapan, bu dünya ile yetinmeyip, uzayda yeni yerleşke arayan, Batı insanının teknolojik gücü yanında, Müslümanların konumu yürekler acısı değil midir? Hristiyan batının kucağına sığınabilmek için, Akdeniz’in serin sularında boğulup balıklara yem olan Binlerce Müslüman hangi inancın peşinde koşuyordu …?


Ne ise geçelim:
Hz Muhammed’in sağlığında, Kuran içeriğinde, ya da sosyal ilişkilerde doğan ve ya doğabilecek muhtemel sorunlar, ya vahi ile, olmaz ise, Resulullah’ın sünnet ve hadisleriyle çözüm buluyordu…
Ya sonrası?
Aradan geçen Altmış Yetmiş Yıl gibi zaman diliminde, artan Müslümanlık, yeni fetihler sonucu genişleyen topraklarda yaşayan insanların din eksenli sorunları nasıl çözülecekti?


İşte! Böylesi bir ortamda:
İlkin, Hz.Muhammed’den sonra Hz Ali sevgisi üzerine kurulan ve adına “Şia”denilen bir mezhep oluştu. Sonradan bu mezhep, Farsi ağırlıklı olmak üzere, kendi arasında On İki İmam merkezli birçok kola bölündü… Ülkemizde Şii ekolü temelli, Alevi Türkmenleri bunlardan biridir.


Öte yandan:
İmam-ı Hanefi, (699-776) kendi adıyla anılacak ve Kuran, Sünnet, Hadis gibi temel kaynaklarla çözülemeyen sorunların, “İçma” yolu ve“Şura” kararıyla hal edilmesi esasına dayalı bir yol ( Mezhep)geliştirerek, o çağa göre inançta büyük bir boşluğu doldurmuştur…
Daha sonraları:
Hanefi ekollünde, ama küçük farklılıklarla; İmam-ı Şafi, (767-820) İmam Ahmet Bin Anbel ( 780-820 ) ve İmam Malik Bin Enes ( 712-795) kendi mezheplerini kurmuşlardır. Bu Dört Mezhebe Sünni Mezhepler denilmekle birlikte, en fazla taraf toplayan. Hanefilik ve Şafiliktir…
Zaman zamanı kovalayıp, yıllar son hızla ömürleri tüketirken,
İnsan oğlunun özellikle sosyal yaşamdan beklentileri de değişerek artmıştır… Bu duruma, mezhep çeşitleri yeterli çözüm üretememiş olmalı ki; bu kez Allah yolu anlamında “Tarikatlar”kurulmaya başlamıştır…


Çok düşündürücüdür:
“Hikmetinden sual olunmaz .” Ama; hemen, hemen tüm tarikatların oluş mekanı, Türklerin çoğunluk olduğu Türkistan topraklarıdır…


Örneğin İlk Tarikatlar:
“Rifaiye”,”Yeseviye” ve” Kadiriye” Tarikatlarıdır. Bunlar 12. Yüz Yılda kurulmuştur.


Bunlardan sonra:
Ülkemizde, sayıları Dört Yüze varan tarikatların ve bunlara bağlı, miktarları kesin tespit edilmemiş Cemaatların, ana kaynağı olan, Mehmet Bahaeddin Nakşbend’in 14. Yüz Yılda kurduğu NAKŞİBEND Tarikatıdır.


Bu Tarikat ve cemaatlar:
Yaşanılan bu çağın ve gelecekteki çağların gerekleri yerine; geçmişin yaşam koşulları içeriğinde yapılan ibadet ve eğitimlerinde; hep öbür dünyayı, Cennet ve Cehennem ikilemi ekseninde, ödül ve ceza olarak ön planda tutarlar… Her kesimden taraf bulan bu başı boş denetimsiz dini irşat (!) yuvaları, müritlerinin desteği ile başta “ŞIH”ları olmak üzere tuzları kurudur…


Ve bunlar:
Okul öncesi ve okul sonrası yoksul aile çocuklarını “Hayır ve hasene bağlamıyla kendilerine çekerek, Cemaat evleri ve Tarikat Yurtlarında yatırıp, yedirip içirirler…


Amaçları bellidir…
FETO olayında görüldüğü üzere; kendi ideolojileri doğrultusunda , devlet kademelerinde su başlarını tutacak sadık elaman yetiştirmektir…Bunun içinde beyinleri yıkarcasına dini telkin ve ibadet eğitimlerinde aşırı baskıcı yöntemleri uygulamaktan çekinmezler…


Oysa:
“Dinde zorlama olmayacağını” Bakara 156. Ayeti Kerimesinin başında yüce Allah duyuruyor…


Ama Gelin görün ki:
Ehli Kuran sahibi insanlarımız; Kuran’ı okuyup anlayınca, derin görüş ayrılıklarının en aza ineceği düşünülürken: Aynı Kuran’a inanan insanlar, o kutsal kitabı bile, kendi görüşleri için delil olarak gösterebiliyorlar…!


Ve atta Müslümanlarımız:
İnanç dünyalarını Kuran’a göre şekillendirmeleri yerine, O’nu kendi anlayışları ve arzuları yönünde oluşturmaya çalışıyorlar.


Bunu nereye koyarsanız koyun gari!…
Allah’ın rahmeti bol olsun. Enes Kara evladımız, yaşamının baharında niçin canına kıymış ise…

    En az 10 karakter gerekli