DOLAR 18,6452 0.01%
EURO 19,6449 0.07%
ALTIN 1.076,83-0,31
BITCOIN 3175090,80%
Bursa
10°

HAFİF YAĞMUR

06:31

İMSAK'A KALAN SÜRE

Cumhuriyetimizin 99.Yılını kutluyoruz.

Cumhuriyetimizin 99.Yılını kutluyoruz.

ABONE OL
Ekim 28, 2022 23:17
Cumhuriyetimizin 99.Yılını kutluyoruz.
0

BEĞENDİM

ABONE OL

Dr. Yılmaz Ergut/

29 Ekim 2022’de, Cumhuriyetimizin 99.Yılını kutluyoruz.
Neyi ifade ediyor bu?
Türk halkının yaşamında ne değişti?
Osmanlı devletinde, Türk halkı hangi standartlarda yaşıyordu?
Osmanlı devletini tanımadan, Osmanlı hayranı olanlar, ideolojik bir saplantı içindeler.
Osmanlı devletinde, halkın yüzde 90’ı köylerde yaşıyordu.
Tarlalarda, bahçelerde çalışıyor, dağlarda keçi güdüyordu.
Askerlik çağı gelen erkek çocuklarını toplayıp götürüyorlardı.
Pek çoğu savaşlarda ölüyor, aileleri nerede öldüklerini bile bilmiyordu.
Şehit oldular, cennete gittiler diye avunuyorlardı.
Kasabalarda ve küçük şehirlerdeki türk halkı ise;
genellikle zanaatla uğraşıyordu.
Daha üst sınıfta subaylar, mühendisler, yargıçlar ve memurlar bulunuyordu.
Sanayi devrimi yaşanmadığı için, burjuva sınıfı oluşmamıştı.
Aristokrasi ise, sadece saray aristokrasisinden oluşuyordu.
Zenginlik ve para, aristokrasi dışında; kuyumculuk, bankerlik ve ticaretle uğraşan azınlıklar ile;
üst sınıf bürokrasiyi oluşturan osmanlı eliti, tımarlı sipahiler, yada toprak ağalarındaydı.
Yani gerçek halkı oluşturan türk ırkı, en alt sınıfı oluşturuyor;
karın tokluğuna eşek gibi çalışıyor, üstelik hor görülüyordu.
Ama onlar hiç birşeyin farkında değillerdi;
kendi küçük Dünya’larında, yaşayıp gidiyorlardı.
Bunların aldığı tek eğitim, cami hocalarından aldıkları kulaktan dolma dini eğitim ve tek kelimesini anlamadıkları Kuran dersleriydi.
Köyde doğan birinin okuyup;
öğretmen, doktor, mühendis, memur olması hemen hemen imkansızdı.
Sadece imam olabilirlerdi.
İstanbul’da İzmir’de, Bursa’da, Selanikte;
ticaret ve para azınlıkların elindeydi.
Bunlar vergi vermiyor, çocuklarını askere göndermiyordu.
Çocuklarını okuttukları için, saray bürokrasisinde yükseliyor, üst-düzey bürokrat, doktor, bakan, Paşa, Sadrazam oluyorlardı.
Osmanlı ekonomisi azınlıklardan ve ticaretten vergi alamadığı için, devletin tüm geliri 2 kaleme bağlıydı.
1-Köylünun ürettiği ürünlerden ve hayvanlardan alınan vergi.
2-Fethedilen ülkelerden alınan, vergi adındaki haraçlar.
Asıl geliri, fethedilen ülkelerden alınan haraçlar oluşturuyordu.
Devlet genişledikçe, ordu büyüdükçe ve Saray aristokrasisinin harcamaları arttıkça, devletin giderleride artmaya başladı.
Osmanlı devleti kuruluş ve yükselme döneminde pek çok ülke fethettiği için;
devletin hazinesi, altınla dolup taşıyordu.
Bu zenginlik, Yavuz Sultan Selim döneminde pik yaptı.
Osmanlı hazinesindeki sandıklar, gelen altınları almıyordu.
Bundan sonraki dönemde, 2 sebepten dolayı gerileme ve çöküş süreci başladı.
1-Fethedilebilecek fazla ülke kalmadığı için, hazineye altın akışı durdu.
Sonuçta tüm Dünya’yı fethedemezsiniz.
Kanuni Sultan Süleyman Viyana’yı alabilseydi;
bu fetih süreci, tüm Avrupayı kapsayabilir ve Osmanlının ömrü belki 3-5 yüz yıl daha uzayabilirdi.
Ama, mutlaka yıkılırdı.
Çünkü rönesans, reform ve sanayi devrimini gerçekleştiremedikleri için;
haraçla, devleti bir yere kadar idare edebilirlerdi.
2-Gerileme ve çöküş sürecinin ikinci sebebi ise şu;
Yavuz Sultan Selim dönemine kadar, laik bir devlet yapısına sahip olan Osmanlılar;
bu dönemden sonra, hilafetin İstanbul’a gelmesiyle, Arap emperyalizminin etkisine girdiler.
Mısır’dan 1000’e yakın radikal dinci Arap ulema;
İstanbul getirilip, devletin içine yerleştirildi.
Bunlar tıpkı bugünkü tarikatlar gibi, devlete tarikat mikrobunu soktular ve devlette liyakat değil, itaat esas alındı.
Her yere kendi adamlarını yerleştirdiler.
250 yılda zirve yapan devlet, geri kalan 350 yılda çöktü.
Cumhuriyetin kurulmasıyla beraber, yaşananlardan ders alan Mustafa Kemal ve kurucu irade, köklü değişikliklere gitti.
Hilafeti kaldırdı.
Laikliği getirdi.
Halkın anlamadığı uyduruk bir dil olan Osmanlıcayı ve farsçayı okullardan ve devlet dairelerinden kaldırdı.
Halkın dili olan türkçe, resmi dilimiz oldu.
Bütün köylere okul açılıp, gençlere eğitim ve fırsat eşitliği sunuldu.
Köy çocukları, öğretmen, mühendis, doktor, subay olmaya başladılar.
Bu işin dönüm noktası ve şeytanın bacağını kıracak hamle, köy enstitüleri idi.
Çünkü, İstanbul, İzmir, Ankara gibi yerlerde büyüyen gençleri, Anadolu’nun köylerine göndermek ve oradaki çocukları eğitecek insan kaynağı bulmak mümkün olmuyordu.
İşte köy enstitüleri, bu kaynağı yaratacaktı.
1950’deki karşı devrimle, Amerikan emperyalizmi ve dincilik ipine sarılan iktidar, köy enstitülerini kapatarak, Cumhuriyetin reform ve rönesans hamlesini yok etti.
Bugün Cumhuriyeti kutlarken, ilk 15 yıldaki felsefe ve anlayışa özlem duyarak, kaybettiklerimize yanıyoruz.
Herkesin Cumhuriyet bayramı kutlu olsun.
Dr.Yılmaz Ergut

En az 10 karakter gerekli