CHP Parti Sözcüsü Öztrak: “Bir Fotoğraf Bin Sözcüğe Bedel”

 CHP Parti Sözcüsü Öztrak: “Bir Fotoğraf Bin Sözcüğe Bedel”

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Parti Sözcüsü Faik Öztrak, partisinin MYK sürerken yaptığı basın toplantısında şunları söyledi:

Ülkemizde ilk korona virüsü vakasının tespit edilmesinin üzerinden tam iki ay geçti. Son iki ayda; 138 bin 657 yurttaşımız virüse yakalandı. 3 bin 786 yurttaşımız ise yaşamını yitirdi. Kaybettiğimiz yurttaşlarımıza Allah’tan rahmet diliyoruz. Kayıplarımızın ailelerine, sevenlerine sabır diliyoruz. Hastalıkla mücadele eden vatandaşlarımıza ise acil şifalar diliyoruz.

SARAYIN NORMALLEŞME STRATEJİLERİ KAFA KARIŞTIRIYOR
Salgın sürecinde dünya normalleşme stratejilerini uygulama aşamasına geldi. Biz de salgından çıkış stratejisinin ilk safhasına geçtik. Ama, salgını tam olarak kontrol altına alabildik mi? Hayır. Henüz alamadık. Günlük vaka sayılarımız azalıyor; ancak yeni vakalar gelmeye de devam ediyor. Covid-19 virüsüne karşı, başarılı bir tedavi yöntemi veya aşı bulunabildi mi? O da hayır! Saray hükümetinin açıkladığı normalleşme stratejisi kafaları karıştırıyor.

TBMM KAPALI, AVM’LER AÇILIYOR
Bugün, AVM’ler açılıyor. Yakın zamanda spor müsabakalarının da yeniden başlayacağı anlaşılıyor. Ve Bilim Kurulu Üyeleri tüm bunlar hakkında endişelerini dile getiren açıklamalar yapıyorlar. Bu çelişkili kararların nerede, hangi gerekçelerle alındığını kamuoyu bilmiyor. Örneğin park, bahçe gibi açık alanlar açılmazken, TBMM kapalıyken, AVM’ler neden açılıyor? Biz hariç dünyada birçok ülkenin meclisleri sosyal mesafeye uyarak, dijital platformları kullanarak çalışıyorlar. Türkiye Futbol Federasyonu, ligleri başlatmak için kendi özgür iradesiyle nasıl karar alabiliyor? Kulüplerimiz tedirgin, futbolcularımız tedirgin ama anlaşılan birileri liglerin başlaması için baskı yapıyor. Bu baskıyı yapan kim? Maçları veren yayıncı kuruluş mu? Bahis şirketleri mi? Yoksa başka güç odakları mı? Hafta sonu Beşiktaş Kulübünde bir futbolcu ve bir çalışanda virüs tespit edildi. Peki, şimdi ne olacak? Bu koşullarda maçlar yeniden nasıl başlatılacak? Türkiye Futbol Federasyonu tüm bu soruların cevabını kamuoyuna mutlaka vermelidir.

İKİNCİ AŞAMA İLKİNDEN KRİTİK
Hep söylüyoruz. Dünya örnekleri de gösteriyor. Salgınla mücadelede ikinci aşama, yani sosyal ve ekonomik yaşamın normalleşmesi, ilk aşamaya göre daha kritiktir. Mücadelenin ilk aşamasında son derece başarılı olan Güney Kore, ikinci aşamaya geçtikten sonra günlük hasta sayısının 10’nun üzerine çıkmasıyla, eğlence mekânlarını yeniden kapatma kararı aldı. Bir diğer örnek Japonya… Başlangıçta salgını kontrol altında tutma konusunda başarılı olurken, sonrasında sıkıntılar başladı. Keza Almanya… Kuralların gevşetilmesiyle vaka sayılarındaki artış Almanya’da da kaygıları artırmaya başladı. Biz insanlarımızın sağlığına kavuşmasını, biran evvel işine gücüne dönmesini ve salgın tehlikesinin tamamen bertaraf edilmesini herkesten çok istiyoruz. Bunun için mücadele ediyoruz. İkinci bir dalganın katlanılan tüm fedakârlıkları riske atmakla kalmayacağını; ekonomide duran çarkların dönmesini daha da geciktireceğini ve fırsatları kaçıracağımızı düşünüyoruz. Bunun can kaybının yanında nasıl bir gelir kaybına yol açabileceğini de görüyoruz.

KAŞ YAPARKEN GÖZ ÇIKARMAYIN
Parti olarak “sorumlu bir çıkış stratejisi” uygulanmasını da bu nedenle ısrarla istiyoruz. Onun için “salgından çıkış stratejisi, herkese güven verecek bir şekilde hazırlanmalı ve uygulanmalıdır” diyoruz. Ancak saray hükümetinde bu konuda bir ciddiyet görmüyoruz. Üniversite sınavlarıyla ilgili yaşanan ve gençlerimizin geleceğini etkileyecek keyfi gel gitler ortada. Bu tarihlerin düzeltilmesini tüm aileler ve gençler bekliyor. Bu nedenle hükümeti bir kez daha uyarıyoruz: “Kaş yapayım derken, göz çıkartmayın”. Herkese güven verecek, sorumlu bir çıkış stratejisini hazırlayın. Bunun iki koşulu var. “Bilimsel gerçeklere riayet” ve “karar alma sürecinde saydamlık.” Her sektör, hatta her il için ayrı çıkış stratejileri hazırlamak. Bu stratejileri de mutlaka Bilim Kurulu’nun onayından geçirmek.

BİLİM KURULU SÖZCÜSÜ ÖNGÖRDÜĞÜ TEDBİRLERİ AÇIKLASIN
Bu arada Bilim Kurulu hükümete önerdiği veya alınmasını istediği tedbirleri kamuoyuyla mutlaka paylaşmalıdır. Hem bu stratejinin açıklanmasından önceki önerilerine ve tedbirleri de bir an önce açıklamalıdır. Bütün bunları Bilim Kurulu Sözcüsü açıklamalıdır. Böylece hem milletimiz, hem de TBMM, kararların bilimsel saiklerle mi yoksa başka gerekçelerle mi alındığını öğrenmelidir. Hükümetin açıkladığı kararların siyasi denetimi, millet adına denetimi ancak bu şekilde yapılabilir. Herkese güven verecek bir strateji ancak bu şekilde uygulanabilir. Bir defa daha talep ediyoruz: Uygulamaya başladığınız çıkış stratejisine ilişkin Bilim Kurulu’nun önerilerini derhal açıklayın.

EMEKÇİ CANI İLE CÜZDANI ARASINA SIKIŞTI
Saray hükümetinin salgının ilk evresindeki siyasi tercihleri ortadadır. Hükümet fabrikalarda çalışan işçilerimizin, sağlığını korumak için, işçilerimizi bir süre evlerinde tutmak yerine, fabrikalarda topluca çalıştırmayı tercih etmiştir. Emekçilerimizi canları ile cüzdanları arasına sıkıştırmıştır. Bunun tabi ki insani maliyeti de ağır olmuştur. Nisan ayında en az 103 emekçimiz bu virüs nedeniyle yaşamını kaybetmiştir. Korona, emekçilerimiz için ölümcül bir meslek hastalığına dönüşmüştür. Hala bu hastalığın yayılmasının engellenmesi ve iş cinayetlerinin durması için iş yerlerinde sosyal mesafe ve hijyen başta olmak üzere gerekli tedbirlerin alınmadığını görüyoruz.

BİR FOTOĞRAF BİN SÖZCÜĞE BEDEL: SOSYAL MESAFE YOK, KİBİR MESAFESİ VAR
Bunları tekrarlamaktan dilimizde tüy bitti. Ama belki “Bir fotoğraf, bir resim bin tane sözcüğe bedeldir.” Devletin resmi haber ajansı tarafından servis edilen bu fotoğrafa, tüm milletimizin dikkatlice bakmasını rica ediyorum. Sayın Erdoğan, 50 gün sonra, boğaza nazır Huber Köşkü’nden ilk kez sokağa çıkmış ve bu pozu verdi. Bir tarafta Erdoğan tek başına, araya bir güvenlik şeridi çekmeyi de unutmamışlar… Diğer tarafta işçilerimiz, en az 20 metre geride ve balık istifi vaziyetinde. Evet, bu fotoğrafta “sosyal mesafe” yok, ama “kibir mesafesi” var bu unutulmamış. Aslında bu resmin memleket tozu ayağına değmesin diye, Erdoğan’ın tarlaya galoşla basmasından farkı yok. Bakın, bu ikisi de aslında aynı resim. İkisi de kibrin resmi. Erdoğan ile bu ülkenin çalışanları, üretenleri arasındaki mesafe giderek açılıyor. Belli ki bu güvenlik şeritli tedbir Erdoğan’ın sağlığını korumak için alınmış. Erdoğan bilimsel gerçeklerle kendi sağlığını korurken, işçilerimizin sağlığı ise siyasi ve ekonomik gerekçelerle kaderine terk edilmiş.

BU SALGIN NE ZAMAN BİTER?
İnsanlarımız, “Bu salgın ne zaman bitecek?” diye soruyor. Cevabı işte bu fotoğrafta. Erdoğan’ın kendi sağlığı için aldığı tedbirleri, milletimiz için, işçilerimiz için alabildiği zaman bu salgın biter.

BUNLAR TOSUNCUĞUN MAZERETLERİ
Değerli basın mensupları; kaderine terk edilen sadece işçilerimizin sağlığı değil; ekonomimizin sağlığı da kaderine terk edilmiş durumda. İki aydır kapalı olan 252 bin 690 işletmenin yeni sürece hazırlanması gerekiyor. Berberler, lokantalar, nalburlar, kahvehaneler, çiçekçiler, pansiyonlar… Kiralarını, faturalarını bugün ödese gelecek ay ne yapacağını bilmiyor. Paramızın değeri de satın alma gücümüz de güneş görmüş kar gibi eriyor. Atalarımızın dediği gibi: “Kabahat samur kürk olsa, kimse sırtına almak istemezmiş”. Milli paramızın değerini pul edenler, şimdi suçlarından kurtulmak için, akla hayale sığmayacak mazeretler üretiyorlar.
Yok efendim, Londra, Türkiye’ye operasyon çekiyormuş.
Yok efendim, dış güçler yükselişimizi engellemek istiyormuş…
Bir dönem çiftlik bank tosuncuğunun sığındığı mazeretlere, şimdi saray yönetimi sığınıyor. Fakat yönetimdeki bu gayrı ciddilik artık sırıtıyor ve açık söyleyeyim vatandaşlarımız arasında büyük sıkıntı yaratıyor.

18 YILDIR NEDEN GEREĞİNİ YAPMADINIZ
Milletimiz soruyor. 18 yıldır bu ülkeyi siz yönetiyorsunuz, neden paramızın değerini koruyacak tahkimatı yapmadınız, enflasyonu yüzde 2’lere, 3’lere indirmediniz, dünyada para bol ve ucuzken neden rezerv biriktirmediniz? Ekonomi yönetiminin söylem ve eylemlerindeki tutarsızlıklar sorunlarımızı daha da büyütüyor.

PADİŞAHIN YASAĞI ÜÇ GÜN SÜRER
En son geçen hafta yaşadığımız olay. Sosyete damat, bir yandan “Bize Londra’dan operasyon çekiyorlar” diye sızlanırken, diğer yandan aynı Londra bankerleriyle bir telekonferans gerçekleştirdi. Ertesi gün bu konferansa ev sahipliği yapan banka da dâhil, üç yabancı bankaya TL yükümlülüklerini yerine getirmedikleri için işlem yasağı koydu. İşlem yasağı getirilen bu bankalar, aynı zamanda Hazine’nin dışarıdan borçlanmasına aracılık eden bankalardı. Herhalde bu gerçek kendisine hatırlatıldı ki, BDDK Başkanı apar topar çıktı üzerinden üç gün geçmeden bu bankalara getirilen işlem yasağının kaldırılabileceğini söyleyiverdi hafta sonunda. Bu sabahta üç bankanın yasağı kaldırıldı. Keyfi yönetimlerde kararların ömrü çok uzun olmazmış. Ve eskilerin dediği gibi: “Padişahın yasağı üç gün sürermiş.”

BEDELİ YİNE MİLLET ÖDER
Ama tüm bu yaşananlar “ekonomi yönetimine güven” sorununu daha da ağırlaştırıyor. Sermaye üzerindeki kısıtlamalar ancak belli bir programın parçası olarak getirildiği ve içeriye ve dışarıya iyi izah edilebildiğinde etkili olabilir. Aksi takdirde günü kurtarma çabalarından biri olarak görülür. Etkisi olmaz. Ricat etmek zorunda kalırsınız. Eldeki son barutu da harcarsınız. Bu günü pansumanla, aspirin tedavisiyle kurtarma yaklaşımı, ülkemizin risk primini ve dışardan borçlanma maliyetini artırmaktan başka bir işe yaramaz. Bedelini de işsizlik ve yoksulluk olarak milletimiz öder.

BÖYLE BİR RAKAM DAHA ÖNCE HİÇ BİR DÖNEMDE GÖRÜLMEDİ
Bugün Şubat 2020 dönemine ilişkin işgücü ve istihdam rakamları açıklandı. Bu rakamlar Ocak-Şubat ve Mart aylarını kapsayan rakamlar. Ülkemizde ilk vaka Mart ayının ortasında görüldü. Yani rakamlar korona salgının etkilerini henüz tam olarak yansıtmıyor. Salgının işgücü ve istihdam üzerindeki asıl etkileri gelecek aydan itibaren görülmeye başlanacak. Ancak Şubat ayı verileri korkunç bir tabloyu gözler önüne seriyor. İnsanlarımız işgücü piyasasından hızla çekilmişler. Çalışma çağındaki insanlarımız işgücü piyasasını terk etmiş, yenileri de girmemiş. İşgücüne dahil olmayan nüfus, son bir yılda, 2 milyon 120 bin kişi artmış. Biz böyle bir rakamı daha önce hiçbir dönemde görmedik.

GENİŞ TANIMLI İŞSİZ SAYISI 9 MİLYONLA REKOR KIRDI
Bu, resmi işsizlik rakamları sanki düşmüş gibi gösteriyor. Ama diğer taraftan geniş tanımlı dediğimiz gerçek işsizlik rakamları da rekorlar kırıyor. Yani işgücü piyasasından çekilenleri, yetersiz ve eksik istihdam edilenleri, mevsimlik çalışanları da kapsayan gerçek işsiz sayımız tarihimizde ilk kez 9 milyonu aştı. Gerçek işsizlik oranı, yüzde 26,3 ile tüm zamanların rekorunu kırdı. Salgın gelmeden önce ekonomimiz istihdam yaratmakta sıkıntı yaşıyordu. Tarımda istihdam kayıpları son 25 aydır, inşaatta istihdam kayıpları son 23 aydır devam ediyor. Şimdi istihdamdaki kayıplara yeniden bu ay hizmet sektörü de eklenmiş gözüküyor. Bu rakamları hükümet çok iyi analiz etmelidir. İş bulma umudunu kaybettiği için işgücü piyasasından çekilenleri ve iş bulma umudu olmadığı için işgücü piyasasına girmeyenlerin durumunu gayet iyi görmelidir.

ÖNCÜ GÖSTERGELER DE ALARM VERİYOR
Önümüzdeki döneme ait göstergeler hiç parlak değildir. Öncü göstergeler Nisan’da iş gücü talebinde çok sert bir çakılma olduğunu teyit etmektedir. İş-Kur’un “açık iş” ve Kariyer Net’in iş ilan sayılarında bugüne kadar görülmemiş düşüşler vardır. Tüm bu öncü göstergeler işsizlik tsunamisinin artık kıyılarımıza vurduğunu göstermektedir. Geçtiğimiz günlerde söyledim. Ülkemizin ciddi akademisyenleri, mevcut işsizler ordumuza bu yıl 3-3,5 milyon yeni işsizin katılacağını söylüyor. Bu işsizlik oranının yüzde 25’lere çıkması demektir. Bir de tabi ücretsiz izin ve kısa çalışma ödeneği ile “istihdamda görünen işsizlerimiz” var. Yani işi kaybetmemiş gibi görünüyorlar.

ÇAY ÜRETİCİLERİ TABAN FİYAT BEKLİYOR
Daha yeni Genel Başkanımız, iki milletvekilimizi çay üretimi ve hasadıyla ilgili sorunları incelemek üzere Rize’ye gönderdi. Buradaki en önemli tespitlerden bir tanesi işsizliğin önlenmesi amacıyla İş-Kur’un çok daha aktif bir biçimde sahada olması gerektiğiydi. Arkadaşlarımızın ikinci tespiti ise Rize dışındaki şehirlerde oturan çay üreticilerinin, çaylık sahiplerinin Rize’ye gelmesine izin verilmesi gerektiğiydi. Bu arada şunun altını da arkadaşlarımız çiziyorlar. Çay üreticileri bir an önce çay taban fiyatının açıklanmasını bekliyorlar. Diğer taraftan ülke genelinde de; İş-Kur’un işsiz kalanları eğiterek yeni işler bulmalarını sağlaması, yeni işlere yerleştirmesi, iş bulmaktan umudunu kesip evde oturan vatandaşlarımızın yeniden işgücüne katılmalarını ve bu ülkenin en önemli karşılaştırmalı üstünlüğü olan genç nüfusun üretim seferberliğine katılmasını sağlamak için çok büyük önem taşımaktadır.

İŞÇİYE KENDİ PARASINI SADAKA DİYE Mİ VERİYORSUNUZ
Bu arada millete 5 maskeyi parasız dağıtamayan saray hükümeti, geçtiğimiz hafta yeni bir skandala daha imza atmıştır. Meclis kapanmadan önce getirdikleri torba yasayla, işçinin rızasını almadan zorunlu ücretsiz izine çıkarmayı icat etmişlerdi. Bu insanlara da İşsizlik Sigortası Fonu’ndan, 1.170 TL yardım yapacağız dediler. Ancak Nisan’da bunu bile veremediler. Zorla ücretsiz izne çıkarılan işçilerimize 545 lira gibi komik bir para ödendi. Soruyoruz. Siz işçiye, kendi parası olan İşsizlik Sigortası Fonu’ndan sadaka mı veriyorsunuz? Bari bir de işçilerimize “sadaka belaları kovar” diye mesaj gönderin de olsun bitsin.

BU GAYRICİDDİLİKLE OLMAZ
Böylesine gayrı ciddi bir yönetimle önümüzdeki dağ gibi sorunları ülke olarak nasıl aşacağız? İşsizlik nedeniyle yitirilen gelirleri ve milletin satın alma gücündeki erimeyi bu yönetimle nasıl telafi edeceğiz? Duran üretim nedeniyle şirketlerimizin bozulan nakit akışını ve ciro kayıplarını yerine nasıl koyacağız? Har vurup harman savurup erittikleri net döviz rezervleriyle önümüzdeki bir yılda 168 milyar dolar dış borcu nasıl çevireceğiz? Salgından çıkışı konuşurken, ekonomimiz için güvenilir bir çıkış stratejisini nasıl oluşturacağız? Bu hükümet tüm bu sorulara acaba kafa yoruyor mu? Hayır. Benim oğlum bina okur, döner döner yine okur. Borçla, pansumanla, bütüncül olmayan parça başı uygulamalarla sorunların üzerini kapatmaya uğraşıyorlar. Sorunlara çözüm aramak, çözüm önermekte bize düşüyor.
CHP’NİN TEDBİR ÖNERİLERİ
Krizin başından bu yana Sayın Genel Başkanımız ve onun direktifiyle bizler onlarca tedbir önerdik. İzlenmesi gereken yol haritasının ana hatlarını çizdik. Bu ana hatları bir kez daha sizlerle paylaşmak istiyoruz.
-Büyüme ve işsizlik başta olmak üzere önümüzdeki üç yıla ilişkin hedef ve tahminlerinizi yenileyin.
-Eller, tutar yanı kalmayan bütçeyi yeniden yapın. Bu amaçla da meclisin biran önce toplanmasını sağlayın.
-İşini yitirenlere, gelirini kaybetmiş esnaflarımıza, çiftçimize ve toplumun kırılgan kesimlerine yaygın gelir desteği transferlerini bütçeden sağlayacak şekilde bütçenin harcama önceliklerini değiştirin. Ülkemizde yaygın bir sosyal korunma ağı kurmak için çalışmalara başlayın. Aile yardımları sigortasıyla hiçbir çocuğun yatağa aç girmemesini sağlayın.
-Üreten kesimlerin kriz nedeniyle uğradıkları kayıpları borç vererek telafi edemezsiniz. O nedenle telafi edici transferlerle bu kayıpları giderinki sanayicilerimiz salgın sonrasında oluşacak yeni küresel üretim zincirlerinde avantajlı bir yer kapabilsinler.
-Başta G-20 ekonomileri olmak üzere tüm ülkelerle ekonomik istişare, dayanışma ve işbirliği imkânlarını kullanın.
-Son olarak da bütün bunları, ekonomide yitirilen güveni tahkim etmek için, toplumun tüm kesimleriyle istişare ederek yapın. Ekonomik ve Sosyal Konseyi toplayın.

DÖRT KOLDAN ÇALIŞMAYA DEVAM EDECEĞİZ
Biz, krizin ilk gününden itibaren yapıcı olmaya, hükümete yol göstermeye çalışıyoruz. Bundan sonra da çalışacağız. Sayın Genel Başkanımızın koordinasyonunda milletvekillerimiz, belediye başkanlarımız gayretle çalışıyor. Çalışmaya da devam edeceğiz. Milletimizin derdine derman olmak için elimizden geleni yapıyoruz. Yapmaya da devam edeceğiz. Partimizin yönettiği belediyeler toplumsal dayanışmayı artıracak projeler geliştiriyorlar. Milletin veresiye defterlerindeki borçları sildiriyorlar. İhtiyaç sahiplerinin elektrik, doğalgaz, telefon, su faturalarını hayırseverlerle buluşturuyorlar. Su faturalarında indirime gidiyorlar, gıda yardımlarıyla sofraların yükünü hafifletmeye uğraşıyorlar. Şu anda memleket yanıyor. Ve bu yangın o partiden bu partiden ayrımı yapmıyor. Bu kötü günleri omuz omuza vererek, dayanışmayla aşacağız. Bundan kuşkumuz yok. Yeter ki saray hükümeti koltuk için kavga çıkarmaya uğraşmasın, toplumu bölüp parçalamaya çabalamasın. Sorunları çözemiyorsa bunu da kendisine ar etmesin. Milletimizin yakasından düşmeyi bilsin.

ÜÇ ZARFI HAZIRLAMAYA BAŞLAYIN
Meşhur sadrazam hikâyesidir. Yeni göreve başlayan sadrazam, masasının üzerinde selefinin bıraktığı bir not ve notun altında üç tane zarf bulur. Notun üzerinde başın sıkıştığında bu zarfları sırasıyla aç yazmaktadır. Bir süre sonra halkın şikâyetleri, homurtuları artmaya başlar. Sadrazamın aklına bu zarflar gelir ve ilk zarfı açar. İlk zarfta, “bu senin çıraklık dönemin sonu yapamayacak olsan da bol bol vaat ver” yazar. Sadrazamda öğüdü tutar, vaatleri peşi sıra sıralar ve gerçekten bir müddet rahat eder. Ancak bir süre sonra ülkede homurtu ve şikâyetler yeniden yükselmeye başlar. Sadrazam ikinci zarfı da açar. İkinci zarfta “bu senin kalfalık döneminin sonu, geçmiş yönetimleri bol bol suçla” yazıyordur. Sadrazam bu öğüdü de tutmuş ve yine bir süre rahat etmiştir. Ancak yeniden sıkışınca üçüncü zarfa müracaat etmek zorunda kalır. Bu zarfta ise “bu da senin ustalık dönemin, kendinden sonra gelecek sadrazama üç mektup da sen hazırla” yazar. Ne diyelim? İlk seçimde gideceğinizi görerek, artık siz de üç zarf hazırlamaya başlayın.

ÖĞRETMENLERİN PARASINI ÖDEYİN
Son olarak saray hükümetine yeni bir soru soruyoruz: Sayın Erdoğan 20 bin yeni öğretmen ataması yapılacağını müjdelemişti. Kuralar çekildi, atamalar yapıldı, gençlerimiz çok sevindiler, ama bu gençlerin görevlendirmeleri hala yapılmadı, maaşlarını alamıyorlar. Bu 20 bin genç öğretmenin maaşlarını ne zaman ödemeye başlayacaksınız? Herhalde bununla bütçede tasarruf sağlamayı düşünmüyorsunuz bu maaşları ödemeyerek.
Ve tabii geçtiğimiz haftalarda sorduğumuz ama hala yanıt alamadığımız soruları bir kez daha tekrarlıyoruz:
1- Bu yılın başından beri topladığınız, borç aldığınız, bastığınız, döviz satarak elde ettiğiniz toplam 537 milyar lira ve İşsizlik Sigortası Fonu’ndaki 132 milyar lira nerelere kullanıldı?
2- Nisan bitti, S-400 füzelerini aktive etmediniz. Bu füzeleri ne zaman aktive edeceksiniz? Buraya yatırdığınız 2,5 milyar dolar ne olacak?
3- Katarlılara peşkeş çektiğiniz, Sakarya Tank Palet Fabrikası’na yapacaklar dediğiniz 50 milyon dolarlık yatırım yapıldı mı, yapılmadı mı?
4- Nisan ayında Osmangazi ve Yavuz Sultan Selim köprüleri için bütçeden 2 milyar 720 milyon liralık garanti ödemesini yaptınız mı, yapmadınız mı?
5- Son olarak, Antalya Serik Belediyesi’nde patlayan rüşvet skandalı konusunda Savcılar ve İçişleri Bakanlığı ne zaman devreye girecekler? Yoksa giden başkanın söylediği gibi kol kırılıp yen içinde mi kalacak? Böyle bir usul devlette var mı?

Bu Yazı İçin Ne Düşünüyorsun?

Yapılan Yorumlar
Bir Yorum Yapın