DOLAR 15,9101 0.42%
EURO 16,8578 0.02%
ALTIN 940,880,06
BITCOIN 4802153,08%
Bursa
17°

AÇIK

13:06

ÖĞLE'YE KALAN SÜRE

BİLİM, İMAN VE İNANÇ…

BİLİM, İMAN VE İNANÇ…

ABONE OL
Nisan 29, 2022 00:08
BİLİM, İMAN VE İNANÇ…
0

BEĞENDİM

ABONE OL


Musa CANKAT/29 NİSAN 2022
İnsanlığın gelişmesine kaynak olan, doğumdan ölüme kadar ona rehberlik eden, somut verilerin ana merkezidir bilim…
İman ise:
Umut edilenlere güvenmek, görülmeyen şeylerin varlığından emin olmaktır diye tanımlamış Kitabı Mukaddes…(İbraniler Bap 11, Ayet I)
İnanç da:
Bir düşünceye çok sağlam bir şekilde, içten ve gönülden bağlı bulunma, onu güvenerek doğru sayma. Olarak yazmış Türk Dil Kurumu… (TDK)
İnsanlar:
İster erkek ister kadın olsun, Adem ile Havva’dan bu yana; alternatif bir görüşle, insanlığın var oluşumundan günümüze kadar, yukarıda tanımlanan Üç ana deyime dayalı olarak, yaşamlarına yön vermeye çalışmışlardır…
Bu durum:
Avcı ve Toplayıcıların ardından, geçilen Tarım Toplumunda insanlar; kendi koydukları kurallarla yönetilmeye başlayınca, birçok olumsuzlukları ve haksızlıkları da doğurmuştur… Güçlüler zayıfları ezmeye, keyiflerince kullanmaya başlaması; Kainatın tek hakimi Yüce Allah’ı rahatsız ettiği için duruma el koymuştur…
Yüce Allah:
Firavunlar döneminden, İ.S. 600. Yüz Yıl aralığında güven duyduğu elçileri aracılığıyla öğretici, yönlendirici kitaplar gönderip, insanların huzurlu yaşamlarına yol göstermiştir…
Musa’ya Tevrat, Davut’a Zebur ve Muhammet’e (S.A) de Kuranı gönderen yüce Allah’ımız: Hz İsa’nın yaşamını birçok mucizelerle donatmıştır. Bu ilahi etkiler, HZ. İsa öldükten çok sonraları İncil olarak ardıllarınca kaleme alınmıştır…
Hep biliyoruz ki:
Semavi dinlerin temel öğretisi, İMAN ve İNANÇ üzerine kurulmuş ve böylece devam edip gelmiştir… En genç din bizim dinimizdir. O’nun da üzerinden neredeyse 1400 Yıl geçmiştir…
Dinlerin:
İndikleri dönemlerdeki koşullara göre; insanların sosyal yaşamlarına kural koyarak; kendi aralarında HAK ve BARIŞIN sağlanmasında en büyük etken olduğu bilinmektedir
Örneğin İslamiyet’e inananlar:
Yaşanılan coğrafyanın koşullarında Allah’ın emirlerine uyarak ve onları yerine getirerek, huzur bulmuşlar, gelişmişler, yeni, yeni coğrafyalara yayılmışlar ve inançlarını da oralara taşımışlardır…
Öte yandan:
Engin bir hoş görü bakışıyla bizzat Kuran: Kendinden evvel inen kitaplara ve onların ehli olanlara karşı en küçük bir kötüleme içinde değildir…
Aksine:
Kuran, hiçbir ayetinde, hiçbir Hristiyan ve hiçbir Musevi’ye kötü gözle bakmamış; onları yüceltirken, Müslümanlığın taa Hz. İbrahim’den bu yana en mükemmel inanç kaynağı olduğunu da insanlığa hatırlatmıştır…
Ancak:
Yüce Allah, kendisine şirk koşan, putlara tapan ve adına müşrik ve kafir denilenleri iyi görmemiş; onları Cehennem ateşi ile uyararak, doğrulara yönlendirmiştir…
Bunlara karşın:
Kuran, inanç ekseninde kafirlere bile hoşgörü içindedir; onları serbest bırakır. “Kafirün”Suresi buna güzel bir örnektir. Keza Bakara Suresi 256. Ayeti Kerimesinin sonunda “Dinde zorlama olmayacağını” ifade buyurmuştur…
Çok düşündürücüdür…
Dinimizde ki bu hoşgörü ve ameldeki birlik; Hz. Muhammed’in rahmete ermesinden sonra tarumar olmuştur… Kuran, Yedi Sekiz yerde: ”Ey İnananlar! Dininizi fırkalara bölmeyin !“ Diye uyarmasına karşın; zaman alimlerinin görüş ve anlayışına göre herkes bir yol tutturup, ümmeti parça, parça bölmüşlerdir…
Bakar mısınız?
Aynı Allah’a, aynı kitaba ve aynı resulle inan, ama farklı amel içinde ibadetlerini yapan Müslüman toplumlar, birbirlerinin düşmanı gibi yaşamaktalar… Niçin?
Ortadoğu ve Arabistan da yaşayan halklar arasında yıllar yılı kaynayan kazanların amacı nedir, bunların ateşi nereden yakılıyor…?
Ülkemizde:
Yavuz Sultan Selimden bu yana, temeli Hz Ali sevgisine dayanan Alevilik inancına karşı hoşgörüsüzlüğün, kaynağı nedir? Konu ile ilgili Kuran da bir emir mi vardır? Ya da Hz. Muhammet’in bir hadisi ve ya sünneti mi söz konusudur…?
Hayır! Hayır! Hayır! Hiç biri değil…
Cehalet, cehalet, cehalet!
İman ve İnancımızın yaşayan tek kaynağı, Kurandır; onu kendi anladığımız dil ile okumuyoruz, aracı kullanmak kolayımıza geliyor; Oysa ilk inen emir OKU dur! Bunu da bilmiyoruz ki; İMAN VE İNANCIMIZI Kuranda olmayan adına BİDAT dediğimiz, hurafelere bağlamışız…
Böyle olunca da:
Bu çağın yaşam standartlarını “BİLİMİ” rehber edinen Musevi ve Hrıstiyan diye dudak büktüğümüz toplumların tekeline terk etmiş ve onlara avuç açar hale gelmişiz…
Suç dinimizde midir? Asla!
Suç:
Müslümanları, Cennet ve Cehennem ikilemi arasına sıkıştırıp bu dünyayı zehir eden, fırsatçı ve asalak yaşayan sözde bazı din rehberlerinindir… Gerçek din adamlarımıza saygı duyarım.
Suç:
Bu dünyanın geçici nimetlerine doyamayan çıkarları karşısında önünü ilikleyip İki büklüm olan bukalemunlarındır…
Sonuç:
Bu çağda, insanların huzur ve mutluluğu: BİLİMİ merkez almakla sağlanmalıdır. İMAN VE İNANÇ Bilimin kanıtlanmış temel felsefesine dayandırılırsa: Allah’ın kullarından istediği yerine gelmiş olur…
Bayramınızın mutlu, kutlu ve sağlıklı geçmesi dileğiyle saygılarımı sunarım….

    En az 10 karakter gerekli