<?xml version="1.0" encoding="UTF-8"?><rss version="2.0"
	xmlns:content="http://purl.org/rss/1.0/modules/content/"
	xmlns:wfw="http://wellformedweb.org/CommentAPI/"
	xmlns:dc="http://purl.org/dc/elements/1.1/"
	xmlns:atom="http://www.w3.org/2005/Atom"
	xmlns:sy="http://purl.org/rss/1.0/modules/syndication/"
	xmlns:slash="http://purl.org/rss/1.0/modules/slash/"
	>

<channel>
	<title>Murat Kaçar &#8211; Haberizma Bursa Bölge Haberleri</title>
	<atom:link href="https://www.haberizma.com/author/mkacar/feed/" rel="self" type="application/rss+xml" />
	<link>https://www.haberizma.com</link>
	<description>Habersiz Kalma</description>
	<lastBuildDate>Thu, 30 Oct 2025 10:37:28 +0000</lastBuildDate>
	<language>tr</language>
	<sy:updatePeriod>
	hourly	</sy:updatePeriod>
	<sy:updateFrequency>
	1	</sy:updateFrequency>
	<generator>https://wordpress.org/?v=6.9.1</generator>

<image>
	<url>https://www.haberizma.com/wp-content/uploads/2025/07/cropped-hbfav-32x32.png</url>
	<title>Murat Kaçar &#8211; Haberizma Bursa Bölge Haberleri</title>
	<link>https://www.haberizma.com</link>
	<width>32</width>
	<height>32</height>
</image> 
	<item>
		<title>Türkiye yaşlanıyor: Yaşlı nüfus artıyor, çocuk sayısı azalıyor</title>
		<link>https://www.haberizma.com/turkiye-yaslaniyor-yasli-nufus-artiyor-cocuk-sayisi-azaliyor/</link>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kaçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Thu, 30 Oct 2025 10:37:28 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[murat kaçar]]></category>
		<category><![CDATA[türkiye yaşlılık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberizma.com/?p=205698</guid>

					<description><![CDATA[Enflasyon konusunda verdiği rakamlarla kamuoyunda çok tenkit edilen Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), nüfus istatistiklerinde yıllık verilerin yanı sıra 3 aylık devamlar halinde veriler de yayınlamaya başladı. Son olarak 13 Ağustos 2025’deki verilere göre Türkiye nüfusu 85.824.854 olarak saptandı. Bilgilere göre 0-4 yaş grubundaki çocuk sayısı 4.945.831 olarak bulundu. Bu oran, genel nüfusa nazaran 102 yıllık Cumhuriyet tarihinde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Enflasyon konusunda verdiği rakamlarla kamuoyunda çok tenkit edilen <b>Türkiye İstatistik Kurumu</b> (TÜİK), nüfus istatistiklerinde yıllık verilerin yanı sıra 3 aylık devamlar halinde veriler de yayınlamaya başladı. Son olarak 13 Ağustos 2025’deki verilere göre Türkiye nüfusu 85.824.854 olarak saptandı. Bilgilere göre 0-4 yaş grubundaki çocuk sayısı 4.945.831 olarak bulundu.</p>
<p>Bu oran, genel nüfusa nazaran 102 yıllık Cumhuriyet tarihinde ilk defa 0-4 yaş grubu çocuklar için en düşük orandır. 1970 yılı ülke nüfusu 35.605.176, 0-4 yaş grubu çocuk sayısı: 6.584.822, çocuk sayısının genel nüfusa oranı yüzde 14.7.</p>
<p>2000 yılında genel nüfus 67.803.927, 0-4 yaş grubu çocuk sayısı 6.584.822, genel nüfusa oranı yüzde 9.7, 2025 yılında genel nüfus 85.824.854, 0-4 yaş grubu çocuk sayısı 4.945.831, genel nüfusa oran yüzde 5.8.</p>
<p><b>Bu çarpıcı azalma, önümüzdeki 10 yılda günlük yaşantımıza da yansıyacak. Çocuk nüfus azalacak, yaşlı nüfus artacak. Ülkede 0-4 yaş grubu çocuk sayısındaki düşme nedenleri:</b></p>
<p>Evlilik yaşının yükselmesi (Paradoks gibi gözükecek ama Türkiye’de bir de 18 yaş altı çocuk gelinler sorunu da var, bu da ayrı bir araştırma konusu.)</p>
<p>Gençlerin yaşam koşullarının bozulması, enflasyon oranının yükselmesi, alınan önlemlere rağmen enflasyon rakamlarının iki haneli olarak hala çok yüksek seyretmesi. Gerek genç işsiz sayısı, gerekse anne baba evinde ailesi ile birlikte oturan genç sayısının giderek artması. Gençlerle yapılan anket çalışmalarında gençlerde gelecek kaygısı, hayattan beklentilerinin azalması. Gelecek korkusu olan gençlerin evlilik ve çocuk büyütme sorumluluğunu üzerine almaktan kaçması. Anketlerde en çok gençler, evlilik ve çocuk yapma konusundaki soruya ağız birliği yapmış gibi koro halinde, “kendime bakmaktan acizim ağabey, benim bu hal ve gelirle evlilik ve çocuk bakma sorumluluğunu üzerime almak neyime!” cevabını vermesi.</p>
<p><b>Sonuç: Türkiye’de doğurganlık hızı dramatik şekilde azalma gösteriyor.</b> Burada bir başka problem de, Türklerde doğurganlık oranı azalırken, ülkede başta Suriyeliler olmak üzere geçici ve kalıcı göçmenlerde doğurganlık oranının çok yüksek olması. Ülkenin demografik yapısının hızlı ve keskin şekilde bozulmasına neden oluyor.</p>
<p>Geçenlerde İnegöl’de yeni doğan çocuk bölümüne baktığım Cihangir Hastanesi’nde bir Suriyeli ailenin 10.cu çocuğuna baktım. 8 çocuk sahibi aile, Türkiye’ye geldiği 2 yılda 2 çocuk sahibi daha olmuş. 10.cu çocuğunu doğurduğuna şahit oldum. Değişik hastanelerdeki çocuk doktoru arkadaşlarım da yaptığımız sohbetlerde, her gün 1-2 Suriyelinin yeni doğan çocuğuna baktıklarını dile getiriyorlar.</p>
<p>Çocuklarla ilgili bu karanlık tabloların yanı sıra <b>Türkiye’de hızla yaşlı ve bakıma muhtaç insan sayısının artması</b> da beraberinde, gelecek yıllarda sorunlara yol açacak büyük bir problem olacak.</p>
<p>Bu konu Avrupa’da, 20-30 yıldır ortaya çıkmış ve Avrupa ülkeleri yaşlıların kalan ömürlerini rahat geçirebileceği huzur ve bakımevleri konusunda önlemlerini çok önceden almaya başlamış durumda. Türkiye’de hala geleneksel yapı, örf ve adetler, yaşlıların aile içinde bakımının devam etmesi sorunun su yüzüne çıkmasını geciktiren bir faktör ama ‘Ataerkil ailelerde’ 3 katlı konaklarda bir katında büyükanne, büyükbaba yaşarken diğer katlarda yaşayan gelinler, oğullar, damatlar konakta yaşayan yaşlıların hizmetlerini ve bakımlarını yardımlaşma ile hallederlerdi ama 19. yüzyıldan sonra sanayi devrimi ile birlikte ‘ataerkil aile tipi’, yerini ‘çekirdek aile’ye terk etti.</p>
<p>Anne-baba ve çocuklardan oluşan çekirdek aileler, çok katlı, bahçeli konaklar yerine 2-3 odalı apartman dairelerinde yaşar hale dönüştüler. Bu küçülmede yaşlılara bu tip evlerde yer kalmadı. Köylerde, kasabalarda <b>geleneksel aile yapısı içinde yaşlıların bakımı devam ederken</b>, sanayileşme sonucu iş imkânlarının artması nedeni ile aileler ve özellikle gençler, hem iş imkânlarının artması hem de eğitim için üniversitelerin kentlerde olması nedenleri ile büyük şehirlere göç etmeye başladılar.</p>
<p>Kırsal kesimde yaşayanların sayısı hızla azaldı. Günümüz Türkiyesi önümüzdeki yıllarda, cebinde parası olup da yaşam kalitelerinden taviz vermeden ve düşürmeden yaşamak isteyen yaşlıların, giderek artan talepleri ile karşı karşıya kalacak…</p>
<p>Mevcut olan huzur ve bakımevleri, yaşlı insanların günlük yaşamlarını tek düzeden kurtaracak, yaşlıların ölümü beklediği, sadece yeme, içme, yatma ve yağmurdan, sıcaktan, soğuktan koruma amacı taşıyan, <b>Maslow’un birinci basamak yaşam gereksinimlerini karşılayan barınak</b> olmaktan çıkıp, çalışma atölyeleri, sebze meyve, çiçek yetiştirilen hobi bahçeleri, kütüphaneleri, sinema ve spor salonları, kapalı ve açık yüzme havuzları olan birer gerçek huzur ve bakımevlerine dönüşecek ve dönüşmeli.</p>
<p>Bu ülke cezaevi sayısını arttıracağına, suç işleme sayısını düşürmek için insanlarına daha iyi eğitim olanakları sağlayan bir ülke haline dönüşmeli. Bir yandan da yaşlı ve bakım gereksinimi olan insanlarımıza paralarını verip, kalan yaşamını huzur içinde yaşam kalitesini düşürmeden kalabileceği<b>, “Gerçek bakım ve huzurevleri”</b> projelerini hayata geçirmeye başlamalı.</p>
<p>SONUÇ: Anne ve babalar yapabilecekleri kadar değil, bakabilecekleri kadar çocuk sahibi olmalı. Bu çocukları kaliteli yetiştirmeli, ailesine, topluma ve ülkesine faydalı olacak bilgilerle donatmalı. Gelecekte, ülke daha çok sayıda insana değil, yapay zeka ile birlikte yaşamını sürdürecek, daha kaliteli yetiştirilmiş insana gereksinim duyacak.</p>
]]></content:encoded>
					
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Medeni kanunun atası, Türk dili savunucusu: Mahmut Esat Bozkurt-1</title>
		<link>https://www.haberizma.com/medeni-kanunun-atasi-turk-dili-savunucusu-mahmut-esat-bozkurt-1/</link>
					<comments>https://www.haberizma.com/medeni-kanunun-atasi-turk-dili-savunucusu-mahmut-esat-bozkurt-1/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kaçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Tue, 07 Oct 2025 07:58:44 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberizma.com/?p=174324</guid>

					<description><![CDATA[Günümüzde geçerli Türk medeni kanununun atası ve Türkiye’de kanun hukuk ve günlük yaşamda kadın-erkek eşitliğini hayata geçiren Mahmut Esat Bozkurt (Doğum: 1892- vefat: 21 Aralık 1943, İstanbul.) Hacımahmutoğulları’ndan Hasan Bey’in oğlu olarak Osmanlı İmparatorluğu, Aydın vilayetine bağlı Kuşadası’nda doğdu. Ailesi, Yunan ayaklanması nedeniyle Mora’dan mülteci olarak Kuşadası’na gelmişti. Esas adı Mahmut Esat’tı ancak 1934’te Türk [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Günümüzde geçerli Türk medeni kanununun atası ve Türkiye’de kanun hukuk ve günlük yaşamda kadın-erkek eşitliğini hayata geçiren Mahmut Esat Bozkurt (Doğum: 1892- vefat: 21 Aralık 1943, İstanbul.) Hacımahmutoğulları’ndan Hasan Bey’in oğlu olarak Osmanlı İmparatorluğu, Aydın vilayetine bağlı Kuşadası’nda doğdu. Ailesi, Yunan ayaklanması nedeniyle Mora’dan mülteci olarak Kuşadası’na gelmişti.</p>
<p>Esas adı Mahmut Esat’tı ancak 1934’te Türk Soyadı Kanunu kabul edildikten sonra Atatürk’ün uygun bulduğu Türklüğün simgesi olan Bozkurt’tan esinlenerek Bozkurt soyadını aldı.</p>
<p>Babası Hasan Bey, 1900’lü yıllarda Kuşadası Belediye Başkanlığı yapmıştı. 1908 yılında İzmir’de idadiyi. Liseyi bitirdi. Aynı yıl İstanbul Üniversitesi Hukuk Fakültesi’ne kaydoldu. 1912 yılında Hukuk Fakültesi’ni bitirdikten sonra Doktora tezi için gittiği İsviçre’nin Fribourg Üniversitesi’nde, ‘Osmanlı İmparatorluğunda kapitülasyonlar’ başlıklı tezi ile en yüksek onur ( summa cumlaude) ile ödüllendirildi.</p>
<p><b>Lozan’da Türk Talebe Birliği liderliği yaptı</b>, Cenevre’deki Türk toplumu liderlerinden <b>Şükrü Saracoğlu</b> ile tanışarak Türklük üzerine çalışmalar yaptı. Haziran 1919’da Yunanlıların İzmir’e çıkması üzerine, Kurtuluş Savaşı’nda Kemalistler’e katılmak için Saracoğlu ile birlikte, Anadolu’daki İtalyan birliklerine mühimmat ve askeri malzeme taşıyan bir gemiye kaçak yolcu olarak bindi.</p>
<p>Yolda kaçak olduğu tespit edilip, İtalyanlar tarafından yakalanmasına rağmen kaçmayı başararak Kuvay-ı Milliye’ ye katıldı. 23 Nisan 1920’de kurulan TBMM’nin üyesi oldu. 1943 yılında vefat edene kadar bu görevini sürdürdü. 12 Temmuz 1922-24 Eylül 1923 tarihleri arasında İktisat Bakanı olarak görev yaptığı dönemde <b>‘köy bankaları’ projesini</b> hazırladı. <b>Müslüman olmayanların ülkeden ayrıldığı sermaye ve girişimcinin kıt olduğu, 1922-1923’lü yıllarda ithalat ve ihracatı canlandırmak için Milli ithalat ve İhracat Şirketi’ni kurdu.</b></p>
<p>29 Ekim 1923’te Cumhuriyet kurulduktan sonra İzmir Milletvekili seçildi ve genç Türkiye Cumhuriyeti’nin 3. 4. ve 5.ci hükümetlerinde 22 Kasım <b>1924-27 Eylül 1930 tarihleri arasında Adalet Bakanı olarak görev yaptı.</b></p>
<p><b>BAKANLIKLARI SIRASINDA YAPTIĞI ÖNEMLİ HİZMETLER:</b></p>
<p>İktisat Bakanlığı döneminde, çiftçilerin mali durumunu düzeltmeye çalıştı. Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin ebedi ve ezeli lideri Mustafa Kemal Atatürk’ün direktifleri ile tarımın ve çiftçiliğin ülke ekonomisi ve dışa bağımlılığı konularında ne kadar önemli olduğunu dile getirmek için prensipler ve atılacak adımların konuşulup ele alındığı, 17 Şubat-4 Mart 1923 tarihlerinde İzmir’de yapılan ve 1335 delegenin katıldığı, 1.ci İktisat Kongresi’ni düzenledi.</p>
<p>Kongrenin açılışında, Mustafa Kemal’in direktifleri ile çağrılan Azerbaycan Sovyet Sosyalist Cumhuriyeti temsilcisi İbrahim Abilov (Doğum: 1981, Azerbaycan, vefat: 1923, İzmir). Türkiye’de büyükelçi olarak bulunduğu süreçte doğan kızına Mustafa Kemal Paşa tarafından ‘Anadolu’ adı konmuştur) ve Semyon Aralov birer konuşma yapmışlardır.</p>
<p>1926 yılında çalışmalarına başladığı İsviçre Medeni Kanunu’ndan esinlenerek hazırladığı Türk Medeni Kanunu, 17Şubat 1927’de TBMM’de oylanarak kabul edildi. Türk Medeni Kanunu, kişi, aile, miras ve eşya hukuku ile ilişkileri düzenleyen bir kanundur… <b>Bu kanunla Türk kadını tanıklık yapma, miras ve boşanma konularında erkekle eşit hale getirilmiş, evlilikte resmi nikah yapma zorunluğunun yanı sıra tek eşlilik esası ve anne-babanın ölümleri sonrası ailenin mal varlıklarının ailenin kız ve erkek çocukları arasında eşit ve adilane dağıtılması esasları düzenlenmiştir</b>.</p>
<p>(Bu maddelere ilave olarak kadının, seçme ve seçilme hakları da 1930 yılında kanuna eklenmiştir. Medeni Kanun 22 Kasım 2001 yılında, eskimiş deyim ve kelimelerin Türkçe’ye çevrilmesi ve daha anlaşılır hale gelmesi için revize edilmiştir.)</p>
<p><b>Lotus Davası</b> adıyla bilinen, uluslararası davada Türkiye tutumunu savundu. (2 Ağustos 1926’da SS Lotus adlı bir Fransız vapuru açık denizde Türk vapuru SS Boz-kourt ile çarpıştı ve bu olayda 8 Türk denizcisi boğularak öldü. Fransız gemisinin nöbetçi teğmeni, Türk Hükümeti tarafından tutuklanınca, Fransa Hükümeti, Türkiye’yi Uluslararası Daimi Adalet Divanı’na şikâyet ederek, Türkiye’nin bir Fransız’ı tutuklama hakkının bulunmadığını iddia etti.</p>
<p>Fransa’nın bu tezini davada ünlü Fransız Hukuk Profesörü Jules Basdevant savundu. <b>Mahmut Esat Bozkurt bu davada Türk tezini savundu ve mahkeme Fransa tezini reddetti</b>. Bu olay bana 2018 yılında Türkiye ile Amerika arasında büyük bir krize yol açan <b>rahip Pastör Andrew Brunson davası</b>nı hatırlattı.</p>
<p>1990 yılından beri Türkiye’de yaşamakta olan ve akıcı bir şekilde Türkçe konuşan, İzmir’de yaşamanı sürdürürken misyonerlik yapmakta olan rahip Brunson, <b>“terör örgütü adına suç işleme ve casusluk yapma suçları”</b> ile yargılanmakta olduğu İzmir 2. ci Ağır Ceza Mahkemesi tarafından suçlu bulundu.</p>
<p>”Örgüt üyesi olmamakla beraber örgüte bilerek ve isteyerek yardım etme” suçundan 3 yıl, 1ay ve 15 gün hapis cezasına çarptırıldı. Buna rağmen birdenbire Brunson’un ev hapsi ve yurtdışına çıkma yasağı alelacele kaldırıldı. 12 Ekim 2018’de serbest bırakılarak, aynı gün özel bir uçakla eşiyle birlikte önce Almanya’ya uçtu, aynı gün ABD’ye döndü.</p>
<p>Ertesi gün oval ofiste Başkan Trump tarafından kabul edildi. Brunson, daha sonra Amerika’da 2019 tarihinde bir anı kitabı yazdı. (Andrew Brunson ve Craig Barlase: “Tanrı’nın rehinesi: Zulüm, hapis ve azmin gerçek hikâyesi. Baker books, 2019.)</p>
<p><b>Böylece Türk-Amerikan siyasi ilişkilerinde büyük bir kriz olan sorun çözüme ulaştı..!</b></p>
<p>1926 yılında uluslararası bir davadaki yeni kurulmuş Genç Türkiye Cumhuriyeti’nin hukuksal tutumu ile 2018 Türkiye’sinde uluslararası bir sorundaki tutum ve davranışlar arasındaki farklılığa yaklaşım konusunda yorum yapmayı siz sevgili okurlarıma bırakıyorum. Ama benim fikrim: Her ülke halkı, kendini idare edecek insanları seçerken şunu düşünmeli: Kaba güçlerin hakim olduğu tek adam rejimleri mi? Yoksa yasaların, hukukun üstünlüğünün korunduğu, çoğulcu demokrasinin hakim olduğu bir ülke mi?</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberizma.com/medeni-kanunun-atasi-turk-dili-savunucusu-mahmut-esat-bozkurt-1/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
		<item>
		<title>Sıcak yaz ayları için doğru bilinen yanlışlar</title>
		<link>https://www.haberizma.com/sicak-yaz-aylari-icin-dogru-bilinen-yanlislar/</link>
					<comments>https://www.haberizma.com/sicak-yaz-aylari-icin-dogru-bilinen-yanlislar/#respond</comments>
		
		<dc:creator><![CDATA[Murat Kaçar]]></dc:creator>
		<pubDate>Fri, 26 Sep 2025 10:15:22 +0000</pubDate>
				<category><![CDATA[Köşe Yazıları]]></category>
		<category><![CDATA[murat kaçar]]></category>
		<category><![CDATA[sağlık]]></category>
		<guid isPermaLink="false">https://www.haberizma.com/?p=155813</guid>

					<description><![CDATA[Sıcakların mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği bu sıcak yaz günlerinde, kulaktan kulağa, nesilden nesile, yüksek tirajlı fısıltı gazetesi ile doğru yanlış bir yığın söylenti ortada dolaşıyor. Ülkemizde “bilgi yok, fikir çok” olduğundan bu konuda da bilimsel yaklaşımları birlikte gözden geçirelim: 1-Yaz Günlerinde Sıcak Çay İçmek Harareti Alır mı?: Evet, doğru. Çayın içindeki antioksidan moleküller (fenolik maddeler), cilde [&#8230;]]]></description>
										<content:encoded><![CDATA[<p>Sıcakların mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği bu sıcak yaz günlerinde, kulaktan kulağa, nesilden nesile, yüksek tirajlı fısıltı gazetesi ile doğru yanlış bir yığın söylenti ortada dolaşıyor. Ülkemizde “bilgi yok, fikir çok” olduğundan bu konuda da bilimsel yaklaşımları birlikte gözden geçirelim:</p>
<p><b>1-Yaz Günlerinde Sıcak Çay İçmek Harareti Alır mı?:</b> Evet, doğru.</p>
<p>Çayın içindeki antioksidan moleküller (fenolik maddeler), cilde giden kan miktarını artırır, bunun sonucu terlemeyi ve terin buharlaşma sürecini attırma yolu ile vücut ısısını azaltmaya yardımcı olur ancak çayın içindeki Tein (kahvede: kafein), uyarıcı etkileri nedeniyle geceleri içildiğinde uyarıcı etki yaparak gece çay içme alışkanlığı olmayan kişilerde uykusuzluğa neden olabilir</p>
<p><b>2-Klima Çarpar:</b> Evet, doğru.</p>
<p>Uzun süre klima ile soğutulmuş bir ortamda uyumak, baş ağrısı yapabilir, migren ataklarını tetikleyebilir, boyun, bel ve yüz bölgelerinde kas ağrılarına neden olabilir. Klima filtrelerinin belli bir zamanda değiştirilmemesi, klimanın düzenli bakımının yapılmaması Lejyoner Hastalığı’na yol açabilir. Bu hastalık, ilk defa 1976 yılında Pensilvenya lejyonerlerinin yaptıkları bir toplantıda, salonda bulunan kişilerde görülmüş ve bu isimle anılmaya başlanmıştır. Boğaz ağrısı öksürük, yüksek ateş ve burun tıkanıklığı ile kendini gösterir. Klima soğuk ayarının 25 derece olmasına dikkat edin. Klima, sizi değil, bulunduğunuz mekânı serinleten bir araçtır. Oda sıcaklığını 22-25 derecede tutun.</p>
<p><b>3-Bazı Bitkiler Yaşanan Ortamda Havayı Temizler:</b> Evet, doğru.</p>
<p>Yaşamımızı sürdürdüğümüz iç mekânlarda (yatak odası hariç), bazı bitkiler, yemek pişirme, temizlik ve yapı malzemeleri, halılardan yükselen gaz ve partiküller ile ortamdaki sentetik boyalardan havaya karışan “uçucu organik maddeleri (VOC) temizlemeye yardımcı olur. Salon palmiyesi, salon sarmaşığı (özellikle sentetik boya ve halılardan meydana gelen oda hava kirliliğini temizler), ejder ağacı, tavşan kulağı, detoks özelliği olan bitkilerdir. Kapalı mekânlarda sigara içmeyin, hele oturma odalarında, otomobil içinde hiç içmeyin. Sizinle birlikte aynı ortamda bulunan eşiniz, çocuklar ve misafirler de pasif içici olarak sigaranın zararlarından etkileneceklerdir. Evde sigara dumanına maruz kalan bebeklerde, “ani bebek ölümü” riskinin arttığı da bilimsel araştırmalarla doğrulanmıştır.</p>
<p><b>4- Başımıza Güneş Geçer mi?:</b> Evet, doğru.</p>
<p>Güneş çarpması veya sıcak çarpması uzun süre güneş altında kalan kişilerde ortaya çıkabilir; gözlerde kararma, tansiyon düşmesi, uyku hali gibi belirtiler gösterebilir. Bu nedenle, güneş ışınlarının en dik geldiği 11-16 saatleri arası saatlerde güneş altında çok kalmamak, kalma mecburiyeti varsa geniş siperlikli, beyaz şapka takarak korunmak gerekir.</p>
<p><b>5-Cereyanda Kalmak Hasta Eder</b>: Hayır, doğru değil.</p>
<p>Rüzgârlı bir günde hava akımının güçlü olduğu bir konumda oturmak bilimsel olarak insanı hasta etmez ancak belirli bir süre aralıksız hava akımına maruz kalmak (cam-kapı açık hava akımı olan yerde uzun süre oturmak), halsizlik, baş dönmesi, boyun ve sırt tutulması yapabilir.</p>
<p><b>6-Yemek Yedikten Sonra Yüzmek Sağlığa Zararlı mı?</b> Evet, doğru.</p>
<p>Yemek yedikten sonra vücudumuzdaki kanın bir kısmı sindirim sistemine geçer, ağır bir öğle yemeğinden sonra, 1-2 saat suya girmeyin; oluşabilecek kas krampları kişinin su içinde panik olmasına neden olup boğulma tehlikesi yaratabilir.</p>
<p><b>7- Bayanlarda Adet Döneminde Denize Girmek Zararlı mı?:</b> Hayır, doğru değil.</p>
<p>Pek çok kadında, adet döneminde suya girmenin enfeksiyona yol açabileceği düşüncesi oluşmuşsa da bu görüşün bilimsel bir yönü yok. Temiz olduğuna inandığınız bir denize girmenin vücuda zararı olmaz. Daima havuz yerine denizi tercih edin. Türkiye’de havuz temizliği büyük oranda klorlama tekniği ile yapılmakta, ozonlama tekniği ile temizleme tekniği ise pahalı bir metot olduğu için bir kaç büyük otel haricinde uygulanmamaktadır. Ancak bayanların adet döneminde denize girerken ped yerine tampon kullanmaları ve denizden çıktıktan sonra kurulanmaları, ıslak mayo ile oturmayıp mayo değişikliği yapmaları, kadın-doğum uzmanları tarafından önerilmektedir.</p>
<p><b>8-Sıcak Havada Soğuk İçecek ve Dondurma Gibi Soğuk Yiyecekler Hasta Eder mi?: </b>Hayır, etmez.<b> </b></p>
<p>Soğuk meşrubat ve su içmek veya dondurma yemek, direkt boğaz enfeksiyonuna yol açmaz. Çünkü boğaz enfeksiyonuna dondurma değil, vücudumuza farklı yollardan giren mikro organizmalar (viral veya bakteriyel kökenli mikroplar) yol açar. Ancak bir çocuk doktoru olarak, anne ve babalara dışarıdan alınacak dondurmanın soğuk zincirde korunmuş olmasına ve üzerindeki son kullanma tarihlerine bakarak süresi geçmiş olup olmadıklarına dikkat etmelerini öneririm.</p>
<p><b>9-Güneş Yanığına Yoğurt Sürmek İyi Gelir Mi?: </b>Hayır, gelmez…<b> </b></p>
<p>Yoğurt, yanık cilde ilk sürüldüğünde bir serinlik hissi verir ama mikrop taşıma riski nedeniyle cilt sağlığı açısından uygun değildir. Eğer cilt yanığı sadece kızarıklık değil 2. derece yanıksa yani su kesecikleri (büller) oluşmuşsa yanık bölgelere soğuk kompres uygulanması, cildi onarıcı, yanık ağrısını giderici kremler sürülmesi, iyileşme sürecini hızlandırmak için bol su içilmesi uygun olur. 3.derece yanıklarda ise mutlaka bir cildiye uzmanına görünmek gerekebilir…</p>
]]></content:encoded>
					
					<wfw:commentRss>https://www.haberizma.com/sicak-yaz-aylari-icin-dogru-bilinen-yanlislar/feed/</wfw:commentRss>
			<slash:comments>0</slash:comments>
		
		
			</item>
	</channel>
</rss>
